Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun’un ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’da gerçekleştirdiği kritik görüşme, Beyrut yönetiminin Washington’dan siyasi ve askeri destek arayışını hızlandırırken iç siyasette de geniş yankı uyandırdı. Ziyaret, güneydeki İsrail işgalinin sona erdirilmesi ve Lübnan ordusunun güçlendirilmesi yönündeki umutları tazelese de, ülkenin geleceğine dair derinlemesine tartışmaları ve endişeleri beraberinde getirdi.
İç siyasette bölünmüşlük ve farklı beklentiler
Lübnan kamuoyu ve siyasi çevreler, Aoun’un Washington temaslarını farklı açılardan değerlendiriyor. Devlet kurumlarının güçlenmesini ve egemenliğin sağlanmasını savunan kesimler, ziyareti ülkenin kendi karar mekanizmalarını geri kazanması için önemli bir fırsat olarak görüyor. Bu görüşü savunanlar, ABD’nin desteğiyle güneydeki silahların devlet denetimine alınması sürecinin hızlanabileceğine inanıyor.
Öte yandan, Hizbullah ve yakın müttefiki siyasi çevreler ise Washington’un İsrail yanlısı politikalardan vazgeçmeyeceğini savunarak ziyaretten büyük bir değişim beklememek gerektiğini ifade ediyor. Bu kesim, ABD’nin asıl amacının Hizbullah’ı zayıflatmak ve silah bırakmaya zorlamak olduğunu vurguluyor.
Güneydeki çekilme beklentisi ve sahadaki gerçekler
Ziyaretin en sıcak başlıklarından birini oluşturan güneydeki durum ve İsrail’in çekilme ihtimali, analistler tarafından yakından inceleniyor. Uzmanlar, Lübnan tarafının Washington’dan İsrail’e baskı yapmasını talep ettiğini, ancak İsrail’in tampon bölgedeki askeri hareketliliğini sürdürme eğiliminde olduğunu belirtiyor.
Zuter el-Garbiye gibi bölgelerde Lübnan ordusunun gerçekleştirdiği sınırlı konuşlanma adımlarının İsrail’in açتığı ateş nedeniyle kesintiye uğraması, sahadaki risklerin hâlâ yüksek olduğunu gösteriyor. Analistler, Washington’un sağladığı desteğin sınırlı kalabileceğini ve İsrail’in güvenlik stratejileri karşısında Lübnan yönetiminin elindeki diplomatik kozların zayıf olabileceğine dikkat çekiyor.
Bölgesel dengeler ve geleceğe dair soru işaretleri
Aoun’un Washington ziyareti, bölgesel gerilimlerin gölgesinde Lübnan’ın geleceğine dair kritik bir eşik olarak değerlendiriliyor. ABD yönetiminin önceliğinin İsrail’in güvenliği olduğu gerçeği karşısında, Beyrut’un ekonomik ve askeri yardımlar alırken egemenliğini nasıl koruyacağı sorusu yanıt arıyor. Uzmanlar, önümüzdeki sürecin hem ordu ile Hizbullah arasındaki hassas dengeleri hem de güneydeki istikrarın seyrini belirleyeceğini ifade ediyor.



