Lübnan Meclisi’nin genel af yasasını onaylaması, ülkede sadece sıradan bir yasama faaliyeti olarak kalmadı; aynı zamanda idam cezasının resmi olarak kaldırıldığı “tarihi” bir adımla eş zamanlı gerçekleşti. Fiilen 20 yılı aşkın süredir uygulanmayan idam cezasının kanunen de ilga edilmesiyle Lübnan, bu cezayı mevzuatından çıkaran ülkeler arasına katıldı.
Ülkede son idam cezası 2004 yılında üç mahkum hakkında infaz edilmiş, o tarihten bu yana ceza kanunda yer almasına rağmen uygulanmamıştı. Yeni düzenlemeyle birlikte, yürürlük tarihinden sonra işlenen ağır suçlarda idam cezasının yerini “ağırlaştırılmış müebbet hapis”, önceki suçlarda ise “müebbet hapis” cezası alacak.
İdam cezasının kaldırılması: “Tarihi bir adım”
Lübnan Adalet Bakanı Adel Nassar, idam cezasının kaldırılmasını adalet yolunda “tarihi bir adım” olarak nitelendirdi. Nassar, bu kararın özellikle Avrupa ülkeleri başta olmak üzere, suçluların iadesinde idam cezasının bulunmaması şartını koşan devletlerle yaşanan hukuki engelleri de ortadan kaldıracağını belirtti.
Ancak meclis oturumunun tek önemli maddesi idamın kaldırılması değildi. Milletvekilleri, 1991 yılında İç Savaş’ın ardından çıkarılan genel aftan bu yana ilk kez bu kadar kapsamlı bir Genel Af Yasası’nı kabul etti. Bu durum, kararı “yıllardır süren adaletsizliklerin düzeltilmesi” olarak görenler ile “cezasızlık kültürünün yerleşmesi” olarak değerlendirenler arasında derin bir tartışma başlattı.
Cezaevlerindeki aşırı yoğunluk ve “İslamcı” tutuklular dosyası
Milletvekili Bilal Badr, meclisteki çoğunluğun desteğiyle kabul edilen yasayla Lübnan’ın “adalet tarihinde dönüm noktası niteliğinde bir an” yaşadığını söyledi. Badr, yasanın kamuoyunda “İslamcılar dosyası” olarak bilinen ve aralarında 15 ila 20 yılı aşkın süredir yargılanmadan ya da uzun hapis cezalarıyla cezaevinde bulunan mahkumları da kapsadığını ifade etti.
İslamcı tutuklular dosyasını takip eden avukat Muhammad Sablouh ise yasanın gecikmiş bir adım olduğunu ve cezaevlerindeki doluluk oranının %338’e ulaştığı ülkede kurumsal yükü hafifleteceğini vurguladı. Sablouh, affın adalet sistemindeki köklü reformların yerini alamayacağını, yargının yeniden yapılandırılması ve cezaevi şartlarının iyileştirilmesi gerektiğini belirtti.
Öte yandan Sablouh, kamuoyunda tartışılan “Abra olayları” ile ilgili maddelerin yasa kapsamı dışında tutulmasını ve Şeyh Ahmed el-Assir gibi isimlerin tam aftan yararlanamamasını bir eksiklik olarak nitelendirdi.
“Cezasızlık kural, hesap verilebilirlik istisna haline geldi”
Karara karşı çıkan hukukçular ise yasaya farklı bir açıdan yaklaşıyor. Hukukçu ve aktivist Nizar Saghieh, bu düzenlemenin 1991’den bu yana çıkarılan en geniş kapsamlı af olduğunu belirterek, “Cezasızlığın kural, hesap verilebilirliğin ise istisna haline geldiği” bir tablo yaratıldığını savundu.
Saghieh, sistemik sorunların yargısal reformlar yerine genel aflarla çözülmeye çalışılmasını eleştirdi. Özellikle ülkedeki finansal çöküş dosyalarında sorumluların hesap vermediğine, yolsuzluk ve ihlallerin cezasız kaldığına dikkat çeken Saghieh, geçiş dönemi adaletinin gerektirdiği hakikatleri ortaya çıkarma ve mağdurların haklarını teslim etme süreçlerinin bu yasada bulunmadığını vurguladı.
Lübnan Meclisi’nden geçen Genel Af Yasası için Anayasa Konseyi’ne iptal başvurusu yapılması ihtimali bulunsa da, mevcut siyasi dengeler çerçevesinde yasanın yürürlükte kalması bekleniyor. Karar, cezaevlerindeki doluluğu azaltıp mahkeme süreçlerini hızlandıracak olsa da, Lübnan adalet sisteminin temel sorunlarını çözüp çözemeyeceği belirsizliğini koruyor.



