İsrail’in işgal altındaki Doğu Kudüs’te bulunan kutsal mekanlara yönelik artan saldırıları, Mescid-i Aksa üzerindeki tarihi Ürdün vesayetinin (Haşimi Vesayeti) geleceği hakkında ciddi endişeleri beraberinde getiriyor. Uzmanlar, İsrail’in İslami Vakıflar Dairesi’nin yetkilerini sistematik olarak daraltmasının, Ürdün’ün bölgedeki tarihi yönetim rolünü tamamen tasfiye etmeyi amaçlayan bir planın parçası olduğu uyarısında bulunuyor.
“İsrail’in amacı vesayeti tasfiye etmek”
Kudüs İşleri uzmanları, İsrail’in 1967 yılından bu yana Mescid-i Aksa üzerinde kademeli bir egemenlik kurma stratejisi izlediğini belirtiyor. Kudüs Uluslararası Kurumu Genel Müdür Yardımcısı Eymen Zeydan, İsrail’in hedefinin Ürdünlü yetkilileri Mescid-i Aksa’nın yönetiminden tamamen dışlamak olduğunu ifade ediyor. Zeydan’a göre, Ürdün’ün bu saldırılara karşı yıllardır sürdürdüğü “kınama odaklı” diplomatik tutum, sahadaki İsrail baskısını caydırmada yetersiz kalıyor ve bu durum Ürdün’ün rolünün zayıflamasına neden oluyor.
İdari felç ve müdahale
Kudüs Araştırmaları alanında çalışan araştırmacı Ali İbrahim, İsrail’in Mescid-i Aksa’da yarattığı “idari felç” tablosuna dikkat çekiyor. İsrail’in attığı somut adımlar arasında şunlar öne çıkıyor:
- Bakım ve Restorasyon Engeli: Vakıflar Dairesi’nin temel tamirat ve restorasyon çalışmalarına engel olunması.
- Personel Üzerindeki Baskı: Muhafızların tutuklanması, uzaklaştırma cezaları ve yeni personel atamalarının engellenmesi.
- Operasyonel Çaresizlik: Vakıflar Dairesi’nin sahada kararlarını uygulayamaz hale getirilmesi.
“Çok dinli merkez” planı
İbrahim, sadece İsrail’in değil, ABD’nin de Mescid-i Aksa’nın yönetim yapısını değiştirmek için perde arkasında arayışlarda bulunduğuna işaret ediyor. Ortaya atılan iddialara göre, Ürdün’ün rolünü azaltacak şekilde, Mescid-i Aksa’nın “çok dinli bir merkez” olarak yeniden tanımlanması ve yönetime diğer bazı Arap ülkelerinin de dahil edildiği yeni bir formülün oluşturulması gündemde.
Uzmanlar, Ürdün’ün kınama açıklamalarının ötesine geçerek; hukuki, diplomatik ve sahada somut sonuçlar doğuracak bir strateji benimsememesi durumunda, Mescid-i Aksa üzerindeki İslami egemenliğin yalnızca kağıt üzerinde kalma riski taşıdığını belirtiyor. Ürdünlü yetkililerin, mevcut statükonun korunması ve İslami kimliğin muhafazası için çok daha “kararlı ve kesin” adımlar atması gerektiği ifade ediliyor.

