ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a karşı başlattığı askeri operasyonlar beşinci ayını geride bırakırken, çatışmaların ne zaman ve nasıl sona ereceğine dair belirsizlik derinleşiyor. ABD tarihçi ve diplomatlarının Vietnam Savaşı döneminde kullandığı “Kaplanın sırtına bir kez bindiğinizde, nereden ineceğinizi siz seçemezsiniz” ifadesi, Washington’ın İran’da karşı karşıya kaldığı askeri ve siyasi kilitlenmeyi özetliyor.
Erken zafer ilüzyonu ve bitmeyen savaşlar
Haber analizlerde, ABD yönetimlerinin geçmişte Vietnam, Irak ve Afganistan’da düştüğü “kısa savaş illüzyonuna” İran operasyonunda da düştüğü vurgulanıyor. Askeri ve teknolojik üstünlüğün kısa sürede zafer getireceği varsayımı; İran Lideri Ali Hamaney ve üst düzey askeri kadronun hayatını kaybetmesine rağmen Tahran’ın direnç göstermesiyle boşa çıktı.
Uluslararası Kriz Grubu ve Dış İlişkiler Konseyi (CFR) uzmanları, çatışmaların askeri bir güç gösterisinden ziyade bir “dayanıklılık yarışına” dönüştüğünü belirtiyor. İran’ın saldırıları doğrudan göğüsleyerek süreci bir varoluş mücadelesine dönüştürmesi, Washington’ın hava saldırılarıyla hızlı bir siyasi sonuç almasını engelliyor.
Hürmüz Boğazı ve bölgesel ekonomik baskı
Savaşın uzamasındaki en kritik etkenlerden biri, İran’ın Hürmüz Boğazı ve bölgesel ticaret hatları üzerindeki baskısı olarak öne çıkıyor. Tahran yönetimi, ABD ablukasına karşı Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğini kontrol altında tutarak küresel enerji piyasalarını ve komşu ülkelerdeki ekonomik tesisleri hedef alıyor.
İran’ın stratejik hedefleri şu noktalarda toplanıyor:
-
Kesin bir teslimiyet görüntüsünden kaçınarak rejimin bekasını korumak.
-
ABD ablukasını kaldırmak ve Hürmüz Boğazı’nda harç alma/denetim yapma hakkını elde etmek.
-
Füze ve nükleer kapasitesinden tamamen vazgeçmeyerek caydırıcılığını sürdürmek.
Washington ise Hürmüz Boğazı’nda tam seyrüsefer özgürlüğü sağlamak, İran’ın nükleer/füze programına kesin kısıtlamalar getirmek ve bölgesel müttefiklerinin güvenliğini tesis etmek istiyor. Ancak bu hedeflerin genişliği, masada her iki tarafı da tatmin edecek bir zafer ilanını zorlaştırıyor.
Olası senaryo: Silahlı ateşkes ve uzayan kriz
Uzmanlar, tarafların askeri yolla kesin bir zafer elde edemeyeceğini ve mevcut durumun kalıcı bir barıştan ziyade “silahlı bir ateşkese” evrileceğini değerlendiriyor. Umman arabuluculuğunda yürütülen temasların Hürmüz Boğazı için geçici bir deniz koridoru oluşturması muhtemel görülse da derinleşen stratejik anlaşmazlıkların krizin zaman zaman yeniden alevlenmesine yol açabileceği ifade ediliyor.
Washington ve Tahran arasındaki uçurum göz önüne alındığında, İran savaşının günlük yoğun bombardımanlardan ziyade, dönem dönem ateşkeslerin yaşandığı ve süregelen ambargolarla beslenen uzun soluklu bir yıpratma savaşına dönüşme riski her geçen gün artıyor.



