Arap edebiyatı ve düşünce dünyasında “Nahda” (Uyanış) döneminin en özgün ve sıra dışı figürlerinden Lübnanlı düşünür ve yazar Emin er-Reyhani (1876-1940), Doğu ile Batı arasında köprü kuran çok katmanlı kimliğiyle öne çıkıyor. Hem New York’ta İngilizce ilk Arap romanını yazan bir entelektüel hem de 1920’lerde Arap Yarımadası çöllerini aşarak krallarla ve imamlarla görüşen bir seyyah olan er-Reyhani’nin 1922 yılındaki Yemen seyahati, bölgenin tarihsel ve mezhepsel dinamiklerine dair çarpıcı ipuçları sunuyor.
11 yaşında göç ettiği ABD’de Amerikan vatandaşlığı alan, ancak köklerinden kopmayarak Arap diline ve mirasına yönelen Reyhani, eserlerinde Maruni Hristiyan geçmişi, Amerikan pragmatizmi, Darwinci evrim teorisi ve Arap milliyetçiliğini bir araya getiren melez bir düşünce evreni kurdu.
“Hasanî misin, Hüseynî mi?”: Taiz’de kimlik sorgusu
Reyhani’nin seyahat notlarını topladığı “Mülûkü’l-Arab” (Arap Kralları) adlı eserindeki en çarpıcı dönüm noktalarından biri, 1922 yılında Yemen’e girişi sırasında yaşandı. Batılı kıyafetleri ve başında akaliyle, Amerikan pasaportu taşıyan Lübnanlı bir Hristiyan olarak Taiz’e ulaşan yazar, Yemen İmamı’nın komutanı tarafından kabul edildi.
Mektubundaki “Seyyid” unvanı nedeniyle Peygamber soyundan geldiği zannedilen Reyhani’ye komutanın yönelttiği “Hasanî misin, Hüseynî mi?” sorusu, yazarın zihninde saniyeler süren derin bir sorgulamayı tetikledi. Kendi anlatımıyla zihni Hz. Hasan’dan Aziz Marun’a, Marun’dan Hz. Hüseyin’e ve oradan Charles Darwin’e kadar uzanan bir sorgulamanın ardından Reyhani, tüm bu çelişkileri kapsayan bir cevap verdi: “Ben Arabım.”
İmam Yahya idaresi: Kişiselleşmiş otorite ve kurumsal zaafiyet
Sana’ya ulaşarak Zeydi İmam Yahya bin Muhammed Hamidüddin ile görüşen Reyhani, dönemin Yemen yönetimini derinlemesine tahlil etti. İmam Yahya’nın din, fıkıh, edebiyat ve uluslararası siyasete dair geniş entelektüel birikimine hayran kalan yazar, bu kişisel bilginin halka ve kurumlara yansımadığını gözlemledi.
Reyhani, devletin neredeyse İmam’ın şahsında toplandığına işaret etti. Halk arasında İmam’ın dualarla hastalıkları iyileştirdiğine veya “teşvir” adı verilen manevi bir tesir gücüne sahip olduğuna inanıldığını aktaran düşünür, bu anlatıları alaya alıp bir kenara atmak yerine dönemin toplumsal sosyolojisinin bir parçası olarak kaydetti.
Osmanlı mirası, mezhepsel gerilimler ve Hudeyde meselesi
Zeydi İmamlığı’nın Osmanlı idaresinin bölgeden çekilmesinden sonra kurumsal ve askeri mirastan yararlandığını belirten Reyhani, Gamdan Sarayı’nda Avusturyalı bir teknisyen tarafından işletilen mühimmat atölyesini kayıt altına aldı. Günde birkaç bin mermi üreten bu atölye, dönemin askeri kapasitesinin sembolüydü.
Öte yandan dağlık bölgelerdeki Zeydi otorite ile sahil ve ova kesimlerindeki Şafii nüfus arasındaki vergilendirme ve idari gerilimleri de ele alan düşünür, İmam’ın sadece mezhepsel bir çerçevede değil, kapsayıcı bir “Yemenli Arap yönetimi” sergilemesi durumunda egemenliğini daha sağlıklı genişletebileceğini vurguladı.
Kızıldeniz hattındaki stratejik Hudeyde Limanı’nın kontrolü üzerine yaşanan çekişmeleri de aktaran Reyhani, liman şehrini aynı anda hem “anlaşmazlık kapısı” hem de “barış kapısı” olabilecek kritik bir eşik olarak tanımladı.
Geçmişten bugüne: Husiler İmamlığın doğrudan devamı mı?
Bugün Yemen’de varlık gösteren Ensarullah (Husi) hareketinin 1962 devrimiyle yıkılan Zeydi İmamlığı’nın doğrudan bir devamı olup olmadığı tartışmalarına da değinilen analizde, 60 yılı aşan dönüşümün göz ardı edilemeyeceği belirtiliyor.
1962 sonrası cumhuriyet deneyimi, kabile yapılarındaki değişim, 1990 birleşmesi ve Ali Abdullah Salih döneminin getirdiği siyasal ortam, Husi hareketinin sadece İmamlığın mirası değil, aynı zamanda cumhuriyet döneminin yarattığı sosyo-politik krizlerin bir ürünü olduğunu gösteriyor.
Reyhani’nin bir asır önce Sana’da gördüğü basit mühimmat atölyesi bugün yerini balistik füzelere ve insansız hava araçlarına bırakmış olsa da bölgedeki temel yapısal sorun varlığını koruyor: Askeri teknolojideki devasa gelişime karşın, toplumun temel güvenlik, sağlık ve refah ihtiyaçlarını karşılama kapasitesindeki derin kırılganlık sürüyor.

















