Suriye’de 15 yılı aşkın süredir on binlerce ailenin yanıt beklediği kayıplar dosyasında ilk kez DNA analizi kullanılarak bir ailenin kimliği resmen tespit edildi. Suriye Adalet ve Hesap Verebilirlik Merkezi (SJAC), 2024 yılında Rakka’daki yıkılmış bir binanın enkazından çıkarılan kemik kalıntılarının kime ait olduğunu belirlediklerini duyurdu.
Kurumun İcra Direktörü Muhammed el-Abdullah, söz konusu cenazelerin Tedmür’den (Palmira) Rakka’ya göç eden ve terör örgütü DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyonun hava saldırısında çöken “Cekkak Binası” enkazında kalan Besam Hamade ile ailesine ait olduğunu açıkladı. Yıllardır diğer bina sakinlerinin kemikleriyle karışmış halde duran kalıntılar, yürütülen çok uluslu adli tıp çalışması sayesinde teşhis edildi.
Rakka’dan Guatemala laboratuvarlarına uzanan adli süreç
Bu tarihi teşhis, 2024 yılından bu yana Guatemala Adli Antropoloji Vakfı (FAFG) ile yürütülen kapsamlı bir saha soruşturmasının nihai adımı oldu. Enkazdan çıkarılan ve en az 10 kişiye ait olduğu belirlenen kemik kalıntıları detaylı incelemeye alındı.
Laboratuvar ortamında DNA profili çıkarılabilen 9 numune, aile üyelerinden alınan referans genetik örneklerle eşleştirildi. Analiz sonuçları, referans örnek veren kişi ile anne ve 5 çocuktan oluşan 6 kemik grubu arasında biyolojik bağ bulunduğunu netleştirdi. Yedinci kalıntının ise çocukların genetik kodlarıyla uyuşan baba Besam Hamade olduğu kesinleşti. Ancak fiziksel veriler doğrultusunda aile fertlerinden Hasan Alevi’nin halen kayıp olduğu ve bulunan kalıntılar arasında yer almadığı anlaşıldı.
Bilimsel kesinlik ve kanıtın sınırları
Suriye İnsan Hakları Ağı (SNHR) Direktörü Fadıl Abdulgani, genetik eşleşmenin güvenilir sonuçlar sunduğunu ancak DNA testinin tek başına yeterli olmadığını belirtti. Abdulgani, enkaz bulguları, tanık ifadeleri, uydu görüntüleri ve askeri raporların genetik verilerle harmanlanmasının zorunlu olduğunu ifade etti. Abdulgani ayrıca kimlik tespitinin, ölümün kesin nedenini veya cezai sorumluluğunu doğrudan kanıtlamadığını ve bu durumun bağımsız adli soruşturmalar gerektirdiğini kaydetti.
Ulusal sistemin önündeki kritik engeller ve acı bilanço
Bu yöntemin Suriye geneline yayılması bilimsel olarak mümkün görülse de, Bosna-Hersek modeline benzer bağımsız bir ulusal sistemin kurulması gerekiyor. Uzmanlar, sürecin önündeki teknik ve lojistik engelleri şu şekilde sıralıyor:
- Altyapı eksikliği: Ülkede kemik analizleri yapabilecek yetkinlikte genetik laboratuvarların, veri tabanlarının ve finansman kaynaklarının bulunmaması.
- Kalıntıların durumu: Yıllar süren çevresel etkenler, toplu mezarlardaki bozulmalar ve kontrolsüz kazılar sebebiyle DNA yapısının yok olması.
- Ailelerin dağılması: Milyonlarca Suriyelinin ülke içinde yer değiştirmesi veya sığınmacı olarak farklı ülkelere dağılması nedeniyle referans örnek toplama güçlüğü.
Suriye İnsan Hakları Ağı’nın (SNHR) 30 Ağustos 2026 tarihli son raporuna göre, ülkede Mart 2011’den bu yana en az 4 bin 536’sı çocuk ve 8 bin 984’ü kadın olmak üzere toplam 177 bin 21 kişi zorla kaybedilmiş durumda bulunuyor. Uzmanlar, kitlesel mezarların korunması, bağımsız bir kayıp şahıslar komisyonunun BM ve Kızılhaç koordinasyonuyla yetkilendirilmesi gerektiğini vurguluyor.

















