İran lideri Ayetullah Ali Hamaney’in Askeri Başdanışmanı Tümgeneral Yahya Rahim Safevi’nin, Washington yönetiminin askeri bir çatışmayı tetiklemesi halinde “yeni cepheler açılacağı” yönündeki uyarısı, bölge başkentlerinde ve uluslararası güvenlik çevrelerinde geniş yankı buldu. Askeri uzmanlar, Tahran’ın bilerek muğlak bıraktığı bu mesajların klasik bir misilleme tehdidinin ötesine geçtiğini belirterek, İran savunma doktrininde “Cephelerin Birliği” konseptinden “Su Yolları Birliği” (Vahdetü’l-Memerretü’l-Maiyye) stratejisine geçildiğine işaret ediyor.
Bu hamle; Tahran’ın Hizbullah’ın deniz ve füze kapasitesini artırma ve Yemen’deki Ensarullah (Husi) hareketinin silah altyapısına doğrudan yatırım yapma kararıyla eş zamanlı geldi. Plan, küresel enerji ve ticaret hatlarının düğüm noktalarını ateş menziline almayı amaçlıyor.
Babülmendep ve Hürmüz ‘makasın iki ucu’ haline geliyor
İran Devrim Muhafızları Ordusu eski komutanlarından ve strateji uzmanı Hüseyin Kenani Mukaddem, Babülmendep ve Hürmüz boğazlarındaki operasyonel uyumu “direniş eksenini çevreleyen makasın iki ucu” olarak nitelendirdi. Mukaddem, yeni sahanın Hint Okyanusu’nun derinliklerine kadar genişleyebileceğini, stratejik petrol rezervleri azalan ve Patriot, THAAD ile Tomahawk füze stokları tükenen ABD için böylesi geniş bir cephede uzun süreli yıpratma savaşı yürütmenin maliyetinin sürdürülemez olduğunu savundu.
Yemenli askeri uzman Ali ez-Zeheb ise Kızıldeniz’in ötesine işaret ederek Afrika Boynuzu uyarısında bulundu:
- Husiler ile Somali’deki Eş-Şebab gibi Washington karşıtı yapılar arasında askeri ve istihbari koordinasyon ihtimali beliriyor.
- Cibuti ve Güney Kızıldeniz’deki ABD askeri üsleri ve lojistik tesisleri açık hedef haline gelebilir.
- Deniz güvenliği uzmanı Tümgeneral Muhammed Abdülvahid, Basra Körfezi’nden Doğu Akdeniz’e uzanan devasa su hattında ABD ve NATO fırkateynlerinin ucuz kamikaze İHA’lara ve seyir füzelerine karşı tam koruma sağlamasının teknik olarak imkansız olduğunu vurguladı.
‘Önleyici maliyet artırma’ doktrini ve Husilerin İHA gücü
Tahran Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Mürteza Şükri, yeni doktrini “saldırı sonrası misilleme” yerine “çatışma başlamadan caydırıcılık maliyetini tavan yaptırma” şeklinde tanımladı. Abdülvahid ise su yollarını kontrol etmenin devasa donanmalar gerektirmediğini, kıyı füzeleri ve İHA tehdidinin gemi trafiğini ve sigorta primlerini felç etmeye yettiğini söyledi.
Yemen’de Devrim Muhafızları mühendislerinin desteğiyle yerlileştirilen savunma sanayii, Husileri vekil unsurdan bağımsız operasyonel aktöre dönüştürdü. Ali ez-Zeheb; İran yapımı “358” hava savunma füzesinin yerel kopyaları olan “Sakar” ve “Nasır” sistemlerinin 25 bin fit irtifada 120 kilometre menzile ulaştığını, 25 dakika havada süzülerek termal hedefleri avlayabildiğini ve bu sayede Cibuti’den kalkan 20’den fazla ABD yapımı MQ-9 Reaper İHA’sının düşürüldüğünü hatırlattı. Husilerin kıyı radarları ve gemisavar füzeleriyle 2025 sonuna kadar 160’tan fazla ticari gemiyi hedef aldığı, 2026 yazından itibaren ise Suudi bandıralı petrol tankerlerinin de vurulduğu belirtiliyor.
Dört yöne açık uyarı ve küresel ekonomiye ağır fatura
Tümgeneral Muhammed Abdülvahid, Tahran’ın stratejik mesajlarının dört ana ekseni hedef aldığını sıraladı:
- Washington ve Tel Aviv: İran tesislerine yönelik olası bir harekatın bölgesel maliyetinin yıkıcı olacağı ikazı.
- Körfez başkentleri: ABD ordusuna üs veya lojistik kolaylık sağlanması halinde doğrudan hedef olma riski.
- Güney Asya ülkeleri: Hürmüz ve Kızıldeniz rotasına bağımlı Asya devlerine, Beyaz Saray’a gerilimi düşürme yönünde baskı yapmaları çağrısı.
- Küresel piyasalar: Seyrüseferin durması halinde küresel tedarik zincirlerinin çökmesi ve derin bir enflasyonist resesyon uyarısı.
Stratejistler; Hürmüz ve Babülmendep’in eş zamanlı kilitlenmesinin gemileri Ümit Burnu rotasına mecbur bırakacağını, bunun da sefer sürelerini 13 ila 15 gün uzatarak navlun ve sigorta maliyetlerini katlayacağını belirtiyor. Doğalgaz ve akaryakıt fiyatlarındaki artışın Batı merkez bankalarını faiz artışına zorlayarak küresel ekonomiyi resesyona sokacağı, deniz çatışmasının ise Türkiye ve Pakistan gibi aktörleri de içine çekecek “bölge üstü” kontrolsüz bir savaşa dönüşme riski taşıdığı kaydediliyor.

















