Yemen’in batı sahilinde yer alan tarihi liman kenti Muha, Ensarullah Hareketi’nin (Husiler) kenti kontrol altına almasının ardından derin bir sessizlik ve insani krize sahne oluyor. Husi unsurlarının kentin kamu binaları, meydanları ve kritik kavşaklarına konuşlanmasıyla birlikte günlük hayat tamamen durma noktasına gelirken, binlerce sivil çatışma korkusuyla güney vilayetlerine sığınmaya başladı.
Hükümete bağlı birlikler ile “Ulusal Direniş” güçlerinin bölgeden çekilerek mevzi değiştirmesini fırsat bilen Husi milisleri; Taiz, Hudeyde ve Lahic arasındaki stratejik kavşak noktası olan sahil şeridine hızla sızarak Babu’l Mendep hattındaki varlığını tahkim etti.
Hükümetten ‘ölüm kutusu’ ilanı ve sivillere acil çağrı
Bölgedeki ilerleyişe karşı kapsamlı bir karşı operasyon başlatıldığını duyuran Yemen hükümet güçleri, Taiz-Muha karayolunu askeri hedef sahası olarak ilan etti. Sözcü Macid en-Nuzeyli tarafından yapılan açıklamada, söz konusu güzergahın “açık bir ölüm bölgesi” haline getirildiği ve sivil araçların can güvenliği gerekçesiyle yoldan kesinlikle uzak durması gerektiği belirtildi.
Açıklamada, Husi hareketliliğinin görüldüğü her noktanın ağır silahlar, füzeler ve doğrudan ateş desteğiyle vurulacağı vurgulandı.
Gece yarısı tahliyesi: Yılların en büyük göç dalgası
Şiddetli çatışma ihtimali ve bombardıman riski nedeniyle Muha ve komşu Zübab bölgesinde son yılların en büyük göç hareketliliği kayıtlara geçti. Siviller, yerel gazeteciler ve daha önce başka bölgelerden buraya sığınmış olan aileler, Husi unsurlarının mahallelere girmesinden hemen önce gece saatlerinde kenti terk ederek tali yollar üzerinden geçici başkent Aden’e yöneldi.
Kentte kalan kısıtlı nüfus ise olası baskınlar, gözaltılar ve yağma endişesi nedeniyle evlerine çekilirken, çarşı ve kamu binalarında tüm hizmetlerin askıya alındığı aktarıldı.
Babu’l Mendep hattında derinleşen belirsizlik
Husilerin sahil hattındaki yürüyüşü ve Zübab ilçesine kadar uzanan kontrol alanı, bölgedeki sağlık ve insani durumu uçuruma sürüklüyor. Yerel kaynaklar, kenti terk edemeyen binlerce ailenin temel ihtiyaçlardan yoksun kaldığını bildiriyor. Sahadaki hızlı değişim, hem yerel nüfusun güvenliği hem de Kızıldeniz’in uluslararası ticaret koridorları açısından yeni ve tehlikeli bir sürecin fitilini ateşlemiş durumda.

















