İngiltere merkezli saygın ekonomi gazetesi Financial Times’ta kaleme aldığı makalesinde Robert Shrimsley, Birleşik Krallık’taki geleneksel Yahudi cemaati liderleri ile İşçi Partisi hükümetinin İsrail’e yönelik dış politikası arasındaki gerilimi masaya yatırdı. Dışişleri Bakanı Ed Miliband’ın işgal altındaki Batı Şeria’da yer alan yasa dışı Yahudi yerleşimlerine yaptırım uygulama kararı, İngiltere Baş Hahamı ve çeşitli uluslararası aktörler tarafından sert tepkiyle karşılanmış ve “antisemitizm” suçlamalarına hedef olmuştu.
Shrimsley, bazı cemaat liderlerinin ve “İsrail’in kör destekçilerinin” verdiği bu refleksif tepkileri eleştirerek, İsrail’in varlığını meşru biçimde savunmak ile Binyamin Netanyahu liderliğindeki aşırı sağcı hükümetin felakete sürükleyen politikalarını korumak arasındaki farkın gözden kaçırıldığını belirtti.
Eleştiriyi antisemitizmle bir tutmak ters tepiyor
Makalede, İsrail hükümetinin Gazze ve Batı Şeria’daki icraatlarına yönelik her türlü eleştiriyi peşinen antisemitizm olarak yaftalama yaklaşımının ters tepeceğine dikkat çekildi. Yazar, bu tavrın ne Birleşik Krallık’ta yaşayan Yahudileri koruduğunu ne de İsrail’e fayda sağladığını; aksine, yükselen aşırıcılık ikliminde gerçek bağnazlıkla mücadele çabalarına ağır darbe vurduğunu ifade etti.
Dışişleri Bakanı Miliband’ın kapsamlı yeni yaptırımlar dayatmadığını ve İsrail’e yönelik boykot (BDS) hareketine karşı durduğunu hatırlatan Shrimsley; Londra yönetiminin Yahudi vatanına olan taahhüdünü yinelerken yerleşimler konusuna net bir kırmızı çizgi çektiğini vurguladı. Bu adımın sadece Filistinlilerin haklarını gözetmekle kalmayıp iki devletli çözüm zeminini canlı tutarak bizzat İsrail’in stratejik geleceğini kurtarma amacı taşıdığı aktarıldı.
Parti kongresi öncesi tabana mesaj
Zamanlamaya da değinen Shrimsley, Miliband’ın açıklamalarının İsrail seçimleri öncesinde gelerek olası bir hükümet değişikliğini doğrudan hedef alıyor gibi görünmekten kaçındığını, öte yandan Başbakan Andy Burnham’ın İşçi Partisi kongresi öncesinde tabanla oluşan mesafeyi kapatmak ve dengeleri yeniden oturtmak istediğini kaydetti.
Yazar, İsrail yanlısı çevrelerde asıl infial yaratan noktanın yerleşim politikasının “etnik temizlik” olarak nitelendirilmesi olduğunu belirterek çarpıcı bir tespitle yazısını noktaladı: “Bir şey ördek gibi yürüyor ve ördek gibi vaklıyorsa, o kesinlikle bir ördektir.”







