11 Eylül’ün 25. yılında ABD için krizlerle yüzleşme zamanı

Pentagon ve Beyaz Saray'ın eski yetkilisi, 11 Eylül sonrası yürütülen dış politikayı ve stratejik hataları değerlendirdi.

11 Eylül'ün 25. yılında ABD için krizlerle yüzleşme zamanı
Google'da Abone Ol
0
Paylaş

Bu Yazıyı Paylaş

veya linki kopyala

11 Eylül 2001 saldırılarının üzerinden çeyrek asır geçerken, dönemin kritik kurumlarında görev yapmış eski bir üst düzey yetkili, ABD’nin küresel gücü ve dış politika stratejilerine dair dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Saldırıların ardından federal düzeyde görev üstlenen eski yetkili; Afganistan ve Irak süreçleri başta olmak üzere, Washington yönetimlerinin uzun vadeli bir vizyon kurmak yerine kriz odaklı hareket ettiğini ve stratejik pusulayı kaybettiğini vurguladı.

Saldırı günü İçişleri Bakanlığı Basın Sözcülüğü görevinde bulunduğunu ve sonrasında Federal Acil Durum Yönetim Kurumu (FEMA) bünyesinde New York’ta çalıştığını belirten yetkili, 25 yıl geçmesine rağmen Ground Zero bölgesindeki yıkım atmosferinin hafızalardaki yerini koruduğunu aktardı. ABD’nin muazzam bir askeri ve ekonomik güce sahip olduğunu ifade eden yetkili, bu gücün plansız kriz yönetimiyle sınırlandırıldığını belirterek, “Çoğu zaman krizlerin hedeflerimizi belirlemesine ve yanıtlarımızı şekillendirmesine izin veriyoruz. Yönetimler değiştikçe önceki politikalar terk ediliyor, bu durum müttefiklerimizi tereddüde, rakiplerimizi ise daha katı tutumlara sevk ediyor” değerlendirmesinde bulundu.

Daha sonra Savunma Bakanlığı ve Ulusal Güvenlik Konseyi bünyesinde görev alan analist, 2006 yılındaki Bağdat ziyaretine ve Afganistan stratejilerine de değindi. Sahadaki askeri harekatların sadece istatistiki başarılara (hedef listeleri, kontrol edilen alanlar) odaklandığını, ancak asıl gerekli olan diplomasi, güven inşası ve kalıcı siyasi istikrarın ihmal edildiğini kaydetti.

Irak müdahalesinin daha sonra ciddi biçimde kusurlu olduğu ortaya çıkan istihbarat raporlarına dayanılarak başlatıldığına dikkat çekilerek, 2007’deki birlik artırımıyla sağlanan geçici güvenliğin kalıcı bir siyasi uzlaşıya dönüşemediği belirtildi. 2011’de tamamlanan çekilmenin ardından 2014’te DEAŞ’ın Musul’u ele geçirmesiyle ABD güçlerinin bölgeye yeniden dönmek zorunda kaldığı hatırlatıldı.

Yazıda, terörle mücadele söyleminin zaman içinde İslam dünyasına yönelik haksız bir güvensizlik ve ön yargıya dönüştüğüne de işaret edildi. Federal Soruşturma Bürosu (FBI) verilerine göre ABD’de Müslümanlara yönelik nefret suçlarının 2000 yılındaki 28 vaka seviyesinden 2001 yılında 481 vakaya çıktığı aktarıldı.

Ayrıca Pew Araştırma Merkezi’nin verilerine atıfta bulunularak, Amerikalı Müslümanların yüzde 59’unun ülkede halen ciddi ayrımcılığa maruz kaldığını düşündüğü; Brown Üniversitesi’nin “Costs of War” (Savaşın Maliyetleri) projesi verilerine göre ise 11 Eylül sonrası çatışmalarda 38 milyondan fazla insanın yerinden edildiği vurgulandı.

Washington’da başkanlık geçiş dönemlerinde kurumsal hafızanın ve diplomatik kanalların sıfırlandığına dikkat çeken eski yetkili; George W. Bush, Barack Obama, Donald Trump ve Joe Biden yönetimleri arasında özellikle İran nükleer anlaşması ve Afganistan politikalarındaki keskin zikzakları örnek gösterdi.

“Terörle mücadele konsepti artık tek başına bir dış politika pusulası olamaz” tespitine yer verilen analizde; ABD Ulusal Güvenlik Konseyi bünyesinde krizler patlak vermeden önce jeopolitik riskleri, pazar dalgalanmalarını ve cephe hatlarındaki kırılmaları günlük olarak izleyecek proaktif mekanizmalar kurulması, müttefiklerle olan ilişkilerin güçlendirilmesi ve askeri gücün diplomasi ile dengelenmesi gerektiği kaydedildi.

11 Eylül’ün 25. yılında ABD için krizlerle yüzleşme zamanı
0

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

KAI ile Sohbet Et

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.