Mescid-i Aksa’ya düzenlenen son geniş kapsamlı baskınlar, sahadaki askeri gerilimin ötesine geçerek İsrail’in Kudüs ve Batı Şeria üzerindeki siyasi egemenliği dini söylemlerle meşrulaştırma arayışını göz önüne seriyor. Uzmanlar, yaşanan sürecin çatışma yönetiminden “nihai çözüme” geçişi simgelediğini ve Doğu Kudüs ile Batı Şeria’da geri dönülemez bir fiili durum yaratmayı hedeflediğini belirtiyor.
İsrail uzmanı ve akademisyen Dr. Mühenned Mustafa, Mescid-i Aksa baskınları ile Batı Şeria’daki yerleşim yeri inşaatlarının eş zamanlı tırmanmasını, İsrail aşırı sağının “kurtuluş” doktrinini devlet politikası haline getirmesiyle açıklıyor. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz’ın Batı Şeria’daki yerleşimleri güvenlik konseptinin merkezine koyan “kararlılık” vurguları da bu stratejik yaklaşımı destekler nitelikte.
Dini “kurtuluş” doktrini ve nihai egemenlik arayışı
Dini Siyonist kanat için Mescid-i Aksa, artık sadece dönemsel bir gerilim noktası değil; “dini kurtuluş” projesinin merkezinde yer alan stratejik bir hedef konumunda. Bu anlayış değişikliği, Aksa’da atılan adımları güvenlik kaygılarının önüne geçirerek mekana fiilen el koyma girişimine dönüştürüyor.
Gözlemcilere göre Mescid-i Aksa avlusunda sürdürülen Talmudik ritüeller ve yerleşimci baskınları, bölgenin tarihi “statükosunu” adım adım bozmayı amaçlıyor. Tıpkı El Halil’deki İbrahimi Camii’nde olduğu gibi, Mescid-i Aksa’nın da zaman ve mekan bakımından bölünmesi, tam kontrole giden yolda ara bir aşama olarak kullanılıyor.
Statükonun yıkılması ve Batı Şeria’nın parçalanması
Kudüs Araştırmacısı Nasır el-Hedmi, İsrail’in uluslararası hukuka ve Ürdün’ün tarihi vasilik hakkına rağmen sahada güce daylı yeni gerçeklikler dayattığını vurguluyor. Hedmi’ye göre Kudüs’te yaşanan süreç, ibadet düzenlemelerinden ziyade kentin tarihi, milli ve dini kimliğini silerek yerine yeni bir anlatı inşa etme projesinden ibaret.
Filistin Ulusal Girişimi Genel Sekreteri Dr. Mustafa el-Barguti ise Mescid-i Aksa baskınları, yerleşimci şiddeti ve ilhak planlarının tek bir konseptin parçaları olduğuna dikkat çekiyor. Barguti; Yahudileştirme, yerleşim genişlemesi ve zorunlu göç adımlarının birleşimiyle Batı Şeria’nın birbirinden kopuk adacıklara (bantustanlara) bölündüğünü ve coğrafi bütünlüğe sahip bir Filistin devletinin imkansız hale getirilmek istendiğini ifade ediyor.
İsrail’in dayandığı 3 temel unsur
Analizlere göre İsrail yönetimi, bu ilhak sürecini hızlandırmak için şu üç ana faktöre güveniyor:
-
Siyasi Caydırıcılığın Aşınması: Bölgesel ve uluslararası düzeydeki tepkilerin zayıflamasıyla birlikte geleneksel statükoyu koruma söyleminin terk edilmesi,
-
Saha Gerçekliklerinin Sabitlenmesi: Baskın ve yerleşimlerin “güvenlik” adı altında rutinleştirilerek kanıksatılması,
-
Uluslararası Tepkilerin Ölçülmesi: Ciddi bir yaptırım gelmemesi sebebiyle ABD ve Batı dünyasının kırmızı çizgilerinin sınırlarının zorlanması.
Filistin sahasındaki direniş ve uluslararası boykot hareketleri bu stratejinin önündeki ana engeller olarak öne çıksa da, İsrail’in kademeli adım politikasıyla Doğu Kudüs ve Batı Şeria üzerindeki egemenlik iddiasını hukuki zemine taşımaya çalıştığı açıkça görülüyor.



