Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Aoun’un, Washington ziyaretinden hemen birkaç gün sonra Ankara’ya gerçekleştirdiği resmi ziyaret, ikili ilişkilerin ötesinde küresel ve bölgesel jeopolitik dengeler açısından büyük anlam taşıyor. Bu ziyaret; İsrail’in Güney Lübnan’daki askeri varlığını artırdığı, Lübnan iç siyasetinde barış seçenekleri ile Hizbullah’ın silahı konusundaki bölünmelerin derinleştiği kritik bir dönemde gerçekleşti. Beyrut yönetimi, Ankara ile kuracağı güçlü ortaklık üzerinden bölgesel bir güvenlik ağı oluşturmayı hedefliyor.
Bölgesel güç dengeleri ve Türkiye’nin yükselen rolü
Anayasa hukuku ve siyasi sistemler uzmanı Dr. Selim Zahhur, Al Jazeera’ye yaptığı değerlendirmede, ziyaretin zamanlamasının Türkiye’nin bölgesel rolündeki büyük yükselişi bir kez daha kanıtladığını belirtti.
Zahhur, Beyrut’un izlediği diplomasi hattının önemine dikkat çekerek şu noktaları vurguladı:
-
Yeni Ağırlık Merkezi: Bölgesel denklem artık sadece Washington-Tahran çekişmesinden ibaret değil; Türkiye, Körfez ve ABD ile kurduğu diyaloglar ve Suriye sahasındaki tecrübesiyle yeni bir güç merkezi olarak öne çıkıyor.
-
Müzakerelerde Destek Arayışı: Aoun’un ziyareti, İsrail ile yürütülen müzakerelerde Lübnan’ın ulusal ilkelerine uluslararası ve bölgesel destek toplama amacını taşıyor. Aoun’un “Lübnan’ın istikrarı olmadan bölgeye istikrar gelemez” vurgusu bu stratejinin temelini oluşturuyor.
-
Geniş Kapsamlı Taahhütler: Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Lübnan ordusuna kesintisiz destek, Güney Lübnan’ın yeniden imarı, insani yardımlar ve Lübnan-Suriye diyaloğunun geliştirilmesi yönündeki açıklamaları kritik bir dönüm noktasıdır.
Alternatif barış gücü ve Türkiye’nin deneyimi
Türk siyaset uzmanı ve araştırmacı Murat Aslan ise İsrail işgali ve Hizbullah’ın silah bırakmama ısrarı nedeniyle oluşan belirsizlik ortamında Lübnan’ın eşit şartlarda müzakere yürütebileceği güçlü bir aktöre ihtiyaç duyduğunu belirtti.
Yaklaşık 20 yıldır UNIFIL (BM Lübnan Geçici Görev Gücü) bünyesinde görev yapan Türkiye’nin bu konuda derin bir tecrübesi olduğunu hatırlatan Aslan, şu değerlendirmelerde bulundu:
“Türkiye, Lübnan ulusal uzlaşısı sağlandığı takdirde kurulacak alternatif bir barış veya istikrar gücünde yer alacak kapasiteye ve tecrübeye fazlasıyla sahiptir. Türkiye’nin Libya’da sergilediği model; Lübnan ordusunun eğitilmesi, dış müdahalelerin sınırlandırılması ve kurumsal devlet yapısının güçlendirilmesi açısından örnek teşkil edebilir.”
Ancak Aslan, İsrail’in Gazze için düşünülen uluslararası istikrar gücünde Türkiye’nin varlığına karşı çıkmasının, Lübnan’ın güneyi için de benzer bir engelleme riskini beraberinde getirdiğini ifade etti.
Batı’dan güvenlik gücü alternatifleri
Süreç devam ederken Batılı ülkeler de UNIFIL sonrasına yönelik planlarını hazırlıyor:
-
Almanya: Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, UNIFIL’in çekilmesi durumunda doğacak güvenlik boşluğunu doldurmak adına AB yetkisinde bir Avrupa Güvenlik Gücü kurulmasını teklif etti.
-
Fransa ve İtalya: Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İtalya Başbakanı Giorgia Meloni, UNIFIL görevinin sona ermesinin ardından Güney Lübnan’da konuşlandırılmak üzere “Çok Uluslu Bir Koalisyon” kurulması için ortak çalışma yürüttüklerini ilan etmişlerdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ankara’da yaptığı “Lübnan’da istikrarı sağlayacak alternatif her türlü güce katılmaya hazırız” açıklaması ise Türkiye’nin bu süreçte seyirci kalmayacağını ve bölge güvenliğinde masadaki en önemli aktörlerden biri olmaya devam edeceğini gösteriyor.



