Mısır’ın Güney Sina vilayetinde yer alan Dahab’dan Taba’ya ve Akabe Körfezi’ne uzanan vadi yatakları, son günlerde dağlardan inen şiddetli su baskınlarıyla adeta devasa nehirlere dönüştü. Mısır Su Kaynakları ve Sulama Bakanlığı, su toplama ve taşkın önleme tesislerinin yaklaşık 13,4 milyon metreküp sel suyunu başarıyla depoladığını açıklarken; sarp dağ yamaçlarından ovalara doğru hareket eden dev su kütleleri, bölgede korku dolu anlara sahne oldu.
Bilim insanları, kurak çöl coğrafyasında gökten düşen yağmur damlalarının nasıl yıkıcı bir “su duvarına” dönüştüğünün meteorolojik ve topografik dinamiklerini mercek altına aldı.
Atmosferik baraj ve Kızıldeniz nemi: Fırtınayı ne tetikledi?
Kahire Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi, Uzay ve Meteoroloji Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Mustafa İsam, felaketin gelişimini atmosferik katmanlardaki sıra dışı hava olaylarının birleşimiyle açıkladı. Sürecin ilk kıvılcımı, Akdeniz üzerinde atmosferin üst katmanlarında oluşan alçak basınç merkeziyle çakıldı. Normal şartlarda doğuya doğru hızla ilerlemesi gereken bu sistem, Irak ve İran üzerinde konuşlanan güçlü bir “bloke edici yüksek basınç” (blocking high) dalgasına çarptı.
Bu yüksek basınç, adeta aşılmaz bir atmosferik set oluşturarak Akdeniz kökenli fırtınayı durdurdu ve bölgede uzun süre kilitlenmesine neden oldu. Rossby dalgalarının oluşturduğu basınç dağılımı, alçak basıncın yönünü güneye çevirerek Libya ve Mısır kıyılarına kadar inmesine yol açtı. Bu durum, genellikle 30. enlem çevresinde seyreden subtropikal jet akımını olağandışı şekilde güneye itti.
Geleneksel hava olaylarının aksine bu defa nem kaynağının Akdeniz değil, doğrudan Kızıldeniz olduğu belirlendi. Kızıldeniz üzerinden taşınan yüksek orandaki doymuş nem, Sina’nın dik ve engebeli dağ silsilesiyle karşılaşınca zorunlu bir orografik yükselmeye uğradı. Jet akımları ve nemin mükemmel zamanlamayla çakışması, gökyüzünde devasa fırtına bulutlarının oluşmasına ve olağanüstü şiddette bir yağış dalgasına zemin hazırladı.
Çöl toprağının geçirimsizliği ve bitki örtüsü eksikliği
Yağışın sele dönüşmesindeki en kritik etkeni ise Sina Yarımadası’nın özgün jeolojik yapısı oluşturdu. Kurak çöl topraklarının suyu hızla emeceği yönündeki yaygın kanının aksine, bölgedeki sert kayalık zemin ve sıkışmış killi yüzeyler ani yağışlarda suyun toprağa sızmasını neredeyse imkansız hale getiriyor.
Zeminin su emme kapasitesi dakikalar içinde aşılınca, yüzey akışı kontrolsüz biçimde hızlanıyor. Ayrıca dağ yamaçlarında yağmurun hızını kesecek bitki örtüsünün bulunmaması, yüz binlerce damlanın küçük yarıklardan ve dere yataklarından (şap) aşağıya doğru çekim etkisiyle hızla kayarak ana vadi tabanına akmasına neden oluyor.
Vadilerdeki sıkışma: Su duvarı nasıl meydana geldi?
Mısır Meteoroloji Kurumu Tahmin ve Erken Uyarı Genel Müdürü Dr. Mahmud Şahin, yağışların üç gün boyunca dağların zirvelerinde birikerek kademeli şekilde ana akış kanallarına yöneldiğini aktardı. Geniş bir havzadan toplanan devasa su hacmi dar ve dik kanyonlara (Vadi Vatir gibi) girdiğinde, su seviyesi saniyeler içinde metrelerce yükseliyor. Bu darlık, akış hızını olağanüstü boyutlara ulaştırarak suyun uzaktan bakıldığında “ilerleyen bir beton duvar” gibi görünmesine sebep oluyor.
Öte yandan sel suları yalnızca su taşımakla kalmıyor; dağ eteklerinden kopardığı devasa kaya parçalarını, çakılları, balçığı ve molozları da önüne katıyor. Bu katı malzemeler suyun kinetik enerjisini ve yıkım gücünü katlarken, menfez ve köprüleri tıkayarak suyun aniden yatak değiştirmesine veya taşmasına yol açıyor.
Sina havzalarının yüzde 30’u yüksek risk altında
Mısır’da coğrafi bilgi sistemleri (CBS) kullanılarak yapılan risk haritalandırmaları, Sina Yarımadası’ndaki su toplama havzalarının yaklaşık yüzde 30’unun “yüksek” ve “çok yüksek” sel duyarlılığına sahip olduğunu belgeliyor. Uzmanlar, küresel sıcaklık artışlarıyla birlikte çöl bölgelerindeki ani hava olaylarının şiddetleneceği uyarısında bulunarak, Sina’daki vadi sistemlerinde erken uyarı ve su depolama projelerinin hayati önemde olduğunu vurguluyor.







