Basra Körfezi’nde Hürmüz Boğazı açıklarında petrol tankerlerini hedef alan patlamalar ve karşılıklı askeri tehditler sürerken, Washington ile Tahran arasında perde arkasında dikkat çekici bir diplomatik hareketlilik yaşanıyor. Amerikan basını The Wall Street Journal ve Axios’un sızdırdığı bilgilere göre, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance, Başkan Donald Trump’ın onayıyla İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Muhsin Rızai ile doğrudan bir temas hattı kurdu.
Nükleer müzakereleri yeniden canlandırmak ve ortak bir zemin aramak amacıyla başlatılan bu temas, 3 Kasım Kongre ara seçimleri öncesinde gerilimin tırmandığı bir dönemde gerçekleşmesi nedeniyle kilit önem taşıyor.
Temsiliyetin düzeyi: Doğrudan karar vericilere ulaşıldı
Girişimin en dikkat çekici boyutu, diplomatik protokollerin aşılarak doğrudan Tahran’ın güvenlik mimarisini yöneten isimle temas kurulması oldu. Trump temasın yalnızca abluka altındaki İran’a tıbbi malzeme ulaştırılması çerçevesinde kaldığını ifade etse de diplomatik kulisler, asıl amacın nükleer çıkmazı çözmek ve bölgeyi topyekun bir savaştan korumak olduğunu vurguluyor.
Siyaset bilimciler, Washington’ın bu adımının İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun arzuladığı aşırı askeri senaryodan uzaklaşma arzusunu yansıttığını değerlendiriyor. ABD’nin Tahran’daki asıl karar mekanizmasını belirlemekte geçmişte zorlandığı, bu sebeple sembolik makamlar yerine Devrim Muhafızları’nın eski tepe yöneticisi ve şahin kanadın en etkili figürlerinden biri olan Muhsin Rızai’ye yöneldiği belirtiliyor. Trump’ın önceki yönetimlerin uzun yıllara yayılan sonuçsuz müzakere yöntemlerini reddederek, askeri baskı ile kesin ve bağlayıcı bir nihai anlaşma hedeflediği kaydediliyor.
Uranyum zenginleştirme kördüğümü ve eylemsel çözümler
Müzakere kanalının aralanması, sahadaki krizin hızla çözüleceği anlamına gelmiyor. Washington’ın Tahran’a “derhal masaya dönme ya da yeniden askeri çatışma” ikilemini sunduğu belirtilirken, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini durdurmasına dönük somut güvencelerin bulunmayışı en büyük risk faktörü olmayı sürdürüyor.
İran uzmanları, Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi düzeyindeki bu teması ileriye dönük doğru bir hamle olarak değerlendirse de pratik ve uygulanabilir çözüm paketleri sunulmadığı müddetçe diplomatik temasların tek başına krizi sonlandıramayacağı uyarısında bulunuyor.
Savaş ve diplomatik açmazların kronolojisi
ABD ve İsrail, 28 Şubat’ta İran’a yönelik geniş çaplı askeri operasyonlar başlatmış, Tahran’ın Amerikan üslerine ve İsrail hedeflerine yönelik misillemelerinin ardından nisan ayında geçici bir ateşkes sağlanmıştı.
Haziran ortasında imzalanan mutabakat zaptına rağmen müzakerelerin kilitlenmesiyle Washington saldırılarını yeniden devreye sokmuş, İran ise buna karşılık 12 Temmuz’da Hürmüz Boğazı’nı yeniden seyrüsefere kapattığını duyurmuştu. Vance’in son hamlesi, diplomasinin tükenme noktasına geldiği bu eşikte tarafların niyetlerini test edecek son diplomatik girişim olarak yorumlanıyor.







