İsrail ordusunun İdlib kırsalındaki Ebu Zuhur Askeri Havaalanı’na düzenlediği hava saldırısı, yalnızca sahadaki tansiyonu yükseltmekle kalmadı; Washington ile Tel Aviv yönetimleri arasındaki derin stratejik vizyon ayrılığını da gözler önüne serdi. İsrail, Türkiye’nin Suriye sahasındaki artan varlığını kendi güvenliğine doğrudan bir tehdit olarak konumlandırırken, ABD yönetimi gerilimi tırmandırmak yerine müttefikleri arasında denge kurmayı hedefliyor.
ABD’den İsrail’e ‘gereksiz tırmanış’ tepkisi
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, saldırıyı “gereksiz bir tırmanış” olarak nitelendirerek Washington’ın duyduğu rahatsızlığı açıkça ortaya koydu. İsrail merkezli Channel 15 televizyonunun aktardığı bilgilere göre Barrack, Ebu Zuhur’a yönelik bombardımanın Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir askeri çatışma riskini tetikleyebileceği uyarısında bulundu.
Washington yönetiminin; Türkiye, İsrail ve yeni Suriye yönetimi arasında sahadaki sürtüşmeleri engelleyecek ortak bir çatışmasızlık mekanizması kurmak için diplomatik temaslarını hızlandırdığı bildirildi.
Güvenlik önceliklerinde eksen kayması
Merkezinde Türkiye ve Suriye’nin geleceğinin yer aldığı stratejik ayrışma, uzmanlara göre iki temel vizyon farkından kaynaklanıyor:
-
Washington’ın Bölgesel Denge Arayışı: ABD, İran etkisinin zayıfladığı yeni dönemde Orta Doğu’yu sadece “İsrail’in güvenliği” parantezinde değil; Türkiye, Körfez ülkeleri, Ürdün ve Irak’ı içeren geniş bir müttefik ağı üzerinden konsolide etmeye çalışıyor. Suriye’nin istikrarını bölgesel ticaret ve enerji koridorlarının güvenliği için kritik görüyor.
-
Tel Aviv’in Askeri Baskı Doktrini: İsrail, sınır hattındaki askeri hareket serbestisini korumak, yeni güç odaklarının oluşmasını engellemek ve Şam yönetimi üzerindeki baskıyı fiili güç kullanımıyla sürdürmek istiyor.
Türkiye dosyası en kritik eşik
Suriye sahasındaki en temel ayrışma noktalarından birini Türkiye’nin konumu oluşturuyor. Ankara ile Şam arasındaki askeri ve siyasi iş birliğinin güçlenmesini kendi güvenlik algılarına doğrudan tehdit sayan Tel Aviv yönetimi, daha önce güney sınırlarıyla sınırlı tuttuğu “kırmızı çizgilerini” Suriye’nin kuzeyine doğru genişletme gayretinde.
Buna karşın ABD yönetimi, Türkiye’yi hem bölgesel bir ağırlık merkezi hem de kritik bir NATO müttefiki olarak değerlendiriyor. Bu nedenle Beyaz Saray, Suriye dosyasının yalnızca Tel Aviv’in güvenlik kaygıları üzerinden şekillendirilmesine ve Türkiye’nin sahadaki meşru çıkarlarının göz ardı edilmesine karşı mesafeli bir tutum sergiliyor.
Sahada yeni güvenlik mimarisi arayışı
Ebu Zuhur saldırısının ardından gündeme gelen yaptırımların kaldırılması, Rus askeri varlığının geleceği ve Şam ile yürütülmesi planlanan güvenlik protokolleri, iki müttefik arasındaki müzakerelerin ana gündem maddesi olmaya devam ediyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın İsrail güçlerinin Suriye dışına yeniden konuşlanması yönündeki telkinleri, Washington’ın sahadaki gerilimi diplomatik dengelerle yönetme kararlılığını gösteriyor.



