İrlanda toplumunun Filistin davasına verdiği köklü ve güçlü destek, ülkenin spor ve kültür takviminde benzeri görülmemiş boykot kararlarını beraberinde getirdi. Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonlar nedeniyle yükselen tepkiler; stadyumlara seyirci göndermeme, maçları tarafsız sahaya taşıma ve televizyon yayınlarında yorumcu ile spiker kullanmama gibi sıra dışı uygulamalara yol açtı.
İrlanda Millî Futbol Takımı, UEFA Uluslar Ligi kapsamında pazar günü İsrail ile Macaristan’ın Debrecen kentinde karşı karşıya gelecek. İrlanda’nın ev sahibi statüsünde olduğu 4 Ekim’deki rövanş mücadelesi ise güvenlik endişeleri ve yoğun protestolar sebebiyle Dublin yerine Sırbistan’ın Backa Topola kentine alındı ve seyircisiz oynanması kararlaştırıldı.
İrlanda Futbol Federasyonu (FAI), pazar günkü maç için kendisine tahsis edilen deplasman biletlerini tamamen reddederken, kamu yayıncısı RTE de sözleşme zorunlulukları nedeniyle yayımlayacağı maçlarda stüdyo yorumcusu veya analiz programı kullanmayacağını duyurdu. Bu tavır, RTE’nin İsrail’in katılımı gerekçesiyle gelecek yılki Eurovision Şarkı Yarışması’nı bir kez daha boykot edeceğini açıklamasının hemen ardından geldi.
Dublin City Üniversitesi: Ahlaki bir uzlaşma adımı
Dublin City Üniversitesi Medya ve Spor Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Neil O’Boyle, kamu yayıncısının büyük bir uluslararası karşılaşmayı stüdyo analizi ve yorumcular olmadan “sessiz yayın” formatına yakın biçimde ekrana getirmesinin son derece istisnai bir durum olduğuna dikkat çekti. O’Boyle, yayıncı kuruluşun sözleşmelerden doğan hukuki yükümlülükleri ile İrlanda halkının ve kendi çalışanlarının yoğun boykot talebi arasında kalarak böylesi bir “ahlaki uzlaşmaya” gittiğini ifade etti.
İrlanda’da Filistin halkıyla kurulan bu güçlü dayanışmanın tarihsel temelleri bulunuyor. Siyaset bilimciler Liam Kneafsey ve Micheal Canavan tarafından yayımlanan güncel araştırmalar, İrlanda’nın Batı Avrupa genelinde belirgin bir istisna oluşturduğunu gösteriyor.
Araştırma verilerine göre İrlandalı yetişkinlerin yüzde 53’ü Filistin tarafına sempati duyarken, İsrail’e destek verenlerin oranı yalnızca yüzde 11 düzeyinde kalıyor. Bu oran, Batı Avrupa’da Filistin’e en yüksek desteğin verildiği ikinci ülkedeki yüzde 27’lik oranın neredeyse iki katına denk geliyor. Uzmanlar, İrlanda halkının geçmişte sömürgecilik, bölünme ve zorunlu göçle geçen tarihinin, Filistin meselesini anlamada doğrudan bir toplumsal hafıza oluşturduğunu belirtiyor.
160 sporcudan boykot mektubu ve federasyona baskı
2024 yılında İspanya ve Norveç ile birlikte Filistin devletini resmen tanıyan Dublin’de, spor camiası da harekete geçti. Aralarında tanınmış isimlerin bulunduğu 160’tan fazla İrlandalı sporcu, milli takımın İsrail maçlarına çıkmaması yönünde ortak bir bildiriye imza attı. İrlanda Milli Takımı Teknik Direktörü Heimir Hallgrimsson ise oyuncuların bu ortamda maça çıkmaktan büyük rahatsızlık duyduğunu ifade ederek, sahada adaletin yanında durdukları mesajını verdi.
Uluslararası Af Örgütü İrlanda Direktörü Stephen Bowen, UEFA’nın işgal altındaki Filistin topraklarında faaliyet yürüten kulüpler nedeniyle İsrail’in üyeliğini askıya alması gerektiğini savunarak, İrlanda’nın bu maçları oynamak zorunda bırakılmasının vicdanları yaraladığını dile getirdi.
Buna karşın İrlanda’nın eski Adalet Bakanı Alan Shatter, boykot girişimlerini eleştirerek maçın Dublin’de polis koruması altında oynanması gerektiğini savundu. FAI yetkilileri ise daha önce UEFA’ya yaptırım başvurusunda bulunduklarını ancak destek alamadıklarını belirterek, sahaya çıkmamanın ağır sportif ve mali cezalar doğurabileceği uyarısında bulundu.

















