Hürmüz Boğazı ve Kızıldeniz’in güney girişindeki Babülmendep Boğazı’nda tırmanan güvenlik riskleri, küresel petrol akışını ve enerji taşımacılığı rotalarını doğrudan etkiliyor. Dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 12’sinin ve küresel konteyner taşımacılığının dörtte birinin geçtiği Babülmendep hattında yaşanan aksamalar, Körfez üreticilerini kara boru hatlarına ve daha maliyetli deniz koridorlarına sevk ediyor.
Suudi Arabistan’ın Doğu-Batı hattı ve Ümit Burnu tercihi
Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer kısıtlamalarının ardından Suudi Arabistan, Doğu Vilayeti’ndeki petrol sahalarını Kızıldeniz kıyısındaki Yenbu Limanı’na bağlayan Doğu-Batı Petrol Boru Hattı’nı (Petroline) ana tahliye kanalı olarak kullanıyor. Günlük 7 milyon varil taşıma kapasitesine sahip olan hat üzerinden Yenbu’ya ulaştırılan ham petrol, Babülmendep riskleri nedeniyle Asya pazarlarına yönlendirilirken alternatif çözümler aranıyor.
Avrupa pazarına yönelik sevkiyatlarda ise Yenbu’dan Mısır’daki Ayn es-Suhna Limanı’na ve oradan Sumed boru hattı üzerinden Akdeniz’e uzanan günlük 2,5 milyon varil kapasiteli güzergah devrede tutuluyor. Kızıldeniz rotasındaki ticari gemilerin Ümit Burnu etrafından dolanması ise sefer sürelerini ortalama 19 günden 48 güne çıkarırken, sefer başına 2,5 milyon doları aşan ilave yakıt ve sigorta maliyeti yaratıyor.
BAE ve Irak’ın alternatif boru hatları
Bölgedeki diğer üreticiler de boğazları baypas eden boru hattı altyapılarını tam kapasiteye yaklaştırdı:
-
BAE (Hapşan-Füceyre Hattı): Abu Dabi sahalarını Umman Körfezi kıyısındaki Füceyre Limanı’na bağlayan hat, günlük 1,8 milyon varillik kapasitesiyle hem Hürmüz hem de Babülmendep boğazlarını devre dışı bırakarak doğrudan Hint Okyanusu’na çıkış sağlıyor.
-
Irak (Kerkük-Ceyhan Hattı): İhracatının yüzde 95’ini Basra Körfezi üzerinden gerçekleştiren Irak, Türkiye üzerinden Akdeniz’e ulaşan Kerkük-Ceyhan Petrol Boru Hattı ile günlük 250 bin varillik sevkiyat gerçekleştiriyor.
Navlun artışı küresel tüketiciye yansıyor
Enerji piyasası analistleri, tanker rotalarının uzaması ve artan navlun-sigorta primlerinin yalnızca taşımacılık şirketlerini değil, doğrudan nihai tüketiciyi etkilediğine dikkat çekiyor. Özellikle sanayi ve lojistik sektörlerinin temel girdisi olan dizel yakıt sevkiyatlarındaki aksamaların; elektrik üretim maliyetleri, temel tüketim malları ve küresel enflasyon baskısı üzerinde kalıcı riskler oluşturduğu değerlendiriliyor.



