İsrail ordusunun Güney Lübnan’daki stratejik Ali et-Tahir Tepesi’nde yer alan tesisleri patlayıcılarla tamamen imha ettikten sonra geri çekilmesi, bölgedeki askeri varlığının niteliğine dair yeni bir tartışma başlattı. Lübnanlı emekli Tuğgeneral Hasan Cuni’nin askeri analizine göre tepe; tahkimat, mühimmat depolama, komuta-kontrol ve operasyon merkezi gibi çok yönlü işlevlere sahip kritik bir düğüm noktasıydı. Tesisin havaya uçurulması, Hizbullah’ın bu bölgedeki savunma altyapısına vurulmuş somut bir darbe niteliği taşıyor.
Buna karşın saha gerçekleri, söz konusu noktanın patlatılmadan önce yoğun İsrail ateş kontrolü ve doğrudan direnişin kesilmesi nedeniyle operasyonel savaşma kabiliyetini zaten kaybettiğini gösteriyor. İsrail ordusu, Hizbullah’ın alanı yeniden kullanmasını imkansız hale getirdikten sonra tepeyi elde tutma maliyetine girmeyerek Şukif Kalesi (Beaufort) bölgesine çekildi.
“Sarı Hat” kontrolü ve yeni konuşlanma doktrini
İsrail Genelkurmay Başkanlığı’nın “Sarı Hat” üzerindeki kontrolün sürdüğüne yönelik vurgusu, Ali et-Tahir’den çekilmenin askeri bir gerileme değil, operasyonel bir yeniden konuşlanma olduğunu ortaya koyuyor. Tel Aviv, ele geçirilen her tepeyi fiziki olarak elde tutmak yerine daha esnek ve düşük maliyetli bir modele geçiyor:
- Stratejik Hatlarda Kalma: Birliklerin Şukif Kalesi gibi daha tahkim edilmiş ve hakim arka hatlarda tutulması.
- Ateş ve Keşif Üstünlüğü: Boşaltılan alanların hava ve topçu gözetiminde tutularak Hizbullah’ın buralarda yeniden altyapı kurmasının engellenmesi.
- Müdahale Kapasitesi: Birliklerin zayiat riskini azaltırken, ihtiyaç duyulduğunda ileri hatlara hızlıca geri dönebilecek operasyonel esnekliğin korunması.
Bu askeri yaklaşım, geniş çaplı ve yıpratıcı bir kara işgaline girişmek yerine çevre coğrafyanın ateş gücüyle kontrol altında tutulmasını esas alıyor.
Genişleyen kara harekatı için sıçrama tahtası mı?
Askeri uzman Cuni, Ali et-Tahir Tepesi’nin fiziki kontrolünün elde tutulması halinde İsrail kuvvetlerine iki kritik hatta ilerleme potansiyeli sağlayabileceğini belirtti: İlki er-Reyhan ve İklim et-Tuffah yönü; ikincisi ise Nebatiye, Deyr ez-Zehrani ve sahil aksına uzanan koridor.
Ancak bir tesisin imha edilip terk edilmesi ile oranın geniş çaplı bir kara taarruzu için lojistik üs olarak kullanılması arasında stratejik fark bulunuyor. Taktiksel bir tahribatın topyekun kara savaşına dönüşmesi, sahadaki askeri kapasiteden ziyade siyasi ve askeri iradenin alacağı nihai karara bağlı kalıyor.
Üç aşamalı hedef ve Hizbullah’ın derinliği
İsrail Savunma Bakanlığı’nın tesisin imhasıyla “Hizbullah’ı Lübnan’ın derinliklerinde vurma kapasitesinin arttığı” yönündeki beyanları, askeri başarının siyasi olarak büyütülmesi şeklinde yorumlanıyor. Hizbullah’ın geniş bir coğrafyaya yayılan merkeziyetsiz komuta ağı, tek bir stratejik noktanın kaybıyla tüm savunma kurgusunun çökmeyeceğini gösteriyor.
Ali et-Tahir sahasındaki denklem üç temel seviyede özetleniyor:
- Taktik Kazanım: Lojistik ve komuta merkezinin imha edilerek alanın Hizbullah için kullanılmaz hale getirilmesi.
- Operasyonel Yeniden Konuşlanma: İleri hatta yıpranmak yerine birliklerin daha güvenli geri savunma hatlarına çekilmesi.
- Stratejik Caydırıcılık: Çekilmeye rağmen inisiyatifin kaybedilmediği ve derinlikteki hedeflerin vurulmaya devam edeceği mesajının verilmesi.
Ali et-Tahir’deki operasyon bir geri çekilmeden ziyade, hedefleri imha edip geri çekilerek ateş gücüyle alanı denetleyen yeni bir işgal modelinin testi olarak değerlendiriliyor.

















