İsrail, 7 Ekim 2023’te başlayan Aksa Tufanı ve sonrasında birden fazla cepheye yayılan savaşların ardından ilk kez sandık başına gitmeye hazırlanıyor. 27 Ekim 2026 tarihinde yapılması planlanan 26. Knesset seçimleri, hem ülkenin iç siyasi dengeleri hem de bölgesel gidişat açısından tarihi bir dönüm noktası olarak görülüyor. Yahudi Halkı Politika Enstitüsü’nün verilerine göre toplumun yüzde 73’ü bu seçimi olağanüstü veya ülke tarihinin en kritik seçimi olarak nitelendiriyor.
Kamuoyu yoklamaları ise Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki mevcut sağ koalisyon ile eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot liderliğindeki muhalefet bloku arasında kıyasıya bir rekabetin sürdüğünü ve hükümet kurmak için gereken 61 sandalyeli çoğunluğa hiçbir cephenin tek başına ulaşamadığını ortaya koyuyor.
Seçmenin bir numaralı gündemi: Güvenlik ve ekonomi
İsrail Demokrasi Enstitüsü tarafından yapılan son anketler, seçmenin tercihinde en belirleyici iki başlığın güvenlik ve hayat pahalılığı olduğunu gösteriyor. Güvenlik ve dış politika, yüzde 39’luk oranla tercihlerde ilk sıraya yerleşmiş durumda. Özellikle Gazze, Lübnan ve İran eksenindeki çatışmaların sürmesi, “güvenlik sağlayıcı lider” imajının altını çizerken, Netanyahu ile askeri kökenli rakibi Eisenkot arasındaki oy farkını da daraltıyor.
Öte yandan, uzun süreli savaşın getirdiği ekonomik yıkım seçmenin omzundaki yükü artırıyor. Yedek askerlerin seferber edilmesi, nitelikli iş gücünün göçü ve küresel yatırımların geri çekilmesi nedeniyle hayat pahalılığı yüzde 38 ile seçmenin ikinci temel önceliği konumunda. Knesset’te onaylanan ve 699 milyar şekele (yaklaşık 222 milyar dolar) ulaşan 2026 bütçesinde savunma harcamalarının 143 milyar şekele çıkarılması, sivil kamu hizmetlerinin kısılmasına ve borçlanmanın tırmanmasına yol açtı.
Haredi askerliği ve yargı krizi masada
Seçim tercihlerini etkileyen diğer kritik unsurlar ise toplumun iç fay hatlarına temas ediyor:
- Zorunlu askerlik ve Harediler: Ultra-Ortodoks (Haredi) kesimin askerlikten muaf tutulması tartışması yüzde 27 ile üçüncü sırada yer alıyor. “Halk ordusu” kavramının zedelenmesi ve yükün adil dağıtılmaması tartışması, koalisyon senaryolarını doğrudan kilitliyor.
- Din ve devlet ilişkileri: Yüzde 26 oranında öneme sahip olan bu konu, özellikle sol ve merkez seçmen nezdinde belirleyici bir faktör oluşturuyor.
- Yargı reformu: Savaş öncesinde ülkeyi aylarca kitlesel protestolara sürükleyen yargı düzenlemeleri yüzde 18’lik bir kesim için sandıkta ana motivasyon kaynağı olmaya devam ediyor.
7 Ekim travması ve güven krizi
Anketler, İsrailli Yahudi seçmen için 7 Ekim olaylarının sandığa giderken temel bir kriter olduğunu gösteriyor. Yahudilerin yüzde 68’i bu tarihi doğrudan seçim tercihiyle ilişkilendirirken, bu durum Netanyahu için iki ucu keskin bir bıçak işlevi görüyor. Bir yandan dış tehdit anlatısıyla güvenlik kartını öne çıkaran Başbakan, diğer yandan felaketi önleyememe ve istihbarat uyarılarını göz ardı etme suçlamalarıyla karşı karşıya kalıyor.
Milli Güvenlik Araştırmaları Enstitüsü verilerine göre ordudaki kurumsal güven yüzde 73 seviyesindeyken, Netanyahu hükümetine güven yalnızca yüzde 25’te kalıyor; seçmenin yüzde 67’si ise doğrudan Netanyahu’ya güven duymadığını belirtiyor.
Arap toplumunun önceliği: Şiddet ve organize suç
İsrail vatandaşı Filistinliler (Arap seçmen) cephesinde ise sandık refleksleri oldukça farklı dinamiklere dayanıyor. Güvenlik politikaları genel sınır güvenliğini kapsarken, Arap seçmenin yüzde 53,5’i tercihinde birinci veya ikinci belirleyici olarak “organize suç ve çete şiddetini” gösteriyor. Arap nüfusun yüzde 71’i hükümetin Arap yerleşimlerindeki cinayet ve şiddet olaylarını bilinçli biçimde ihmal ettiğini düşünürken, yüzde 46’lık bir kesim geçim sıkıntısını ve ekonomik daralmayı öncelikli sorun olarak tanımlıyor.



















