Hamad Bin Khalifa Üniversitesi Fen ve Mühendislik Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Azzam Abu Rayash liderliğindeki bir araştırma ekibi tarafından yürütülen ve *Earth’s Future* dergisinde yayımlanan kapsamlı bilimsel çalışma, Katar’daki yer yüzeyi sıcaklıklarının önemli ölçüde değiştiğini ortaya koydu. Hızlı kentleşmeyle birlikte değişen yüzey sıcaklıkları, ülkedeki mevsimsel geçişleri ve sıcaklık farklarını daraltarak iklim dengesini baştan çizdi.
Araştırma bulgularına göre mevsimler arasındaki termal farkların azalması sonucu Katar’da klasik mevsim döngüsü fiilen üç mevsime dönüştü:
- Ortalama 26 santigrat derece civarında seyreden ılıman kış mevsimi,
- Sıcaklığın 48 santigrat dereceye kadar ulaştığı kurak yaz,
- Termometrelerin 44 dereceyi gösterdiği yüksek nemli yaz.
Yer yüzeyi sıcaklığı ile hava sıcaklığı arasındaki kritik fark
Dr. Azzam Abu Rayash, yer yüzeyi sıcaklığının meteoroloji istasyonlarının kaydettiği standart hava sıcaklığından tamamen farklı dinamiklere dayandığına dikkat çekiyor. Yüzey sıcaklığının beton, asfalt, bina çatıları, toprak ve bitki örtüsünden emilen veya çevreye salınan ısı miktarını temsil ettiğini belirten Abu Rayash, bu değerlerin havadaki sıcaklıktan çok daha yüksek olabileceğini vurguluyor.
Şehirlerde insanların maruz kaldığı termal stresi doğru anlamak için tek başına termometre değerlerinin yetersiz olduğunu ifade eden Abu Rayash; bağıl nem, hissedilen sıcaklık endeksi, yaş termometre sıcaklığı (havanın terleme yoluyla vücudu ne kadar soğutabileceğini ölçen eşik), rüzgar hızı ve güneş radyasyonu gibi faktörlerin bir bütün olarak ele alınması gerektiğini belirtiyor.
Şehirlerdeki “ısı adaları” etkisi mercek altında
Araştırma, kentsel alanların çevrelerindeki kırsal veya doğal alanlara kıyasla çok daha fazla ısınmasıyla meydana gelen “kentsel ısı adaları” olgusuna odaklanıyor. Yüksek sıcaklığa sahip bölgelerin adeta sıcak adacıklar oluşturduğu Doha’da, bugüne kadarki en yüksek çözünürlüklü termal haritalardan biri çıkarıldı.
Bilim insanları bu haritayı oluştururken, şehri homojen tek bir iklim alanı olarak görmek yerine binaların yüksekliği, yoğunluğu, mesafeleri, beton yüzey oranı ve bitki örtüsünün dağılımını hesaba katan “Yerel İklim Bölgeleri” sınıflandırma sistemini kullandı.
Analiz edilen sahanın yüzde 60’ının farklı bina yüksekliklerine ve yoğunluklarına sahip altı ayrı kentsel bölgeden oluştuğu, doğal alanlar ve bitki örtüsünün ise yüzde 40’lık bir paya sahip olduğu belirlendi. Özellikle Doha’nın merkezinde yoğunlaşan yüksek ve orta katlı binaların kentsel dokunun yaklaşık yüzde 27,3’ünü oluşturduğu, kuzey ve güney kesimlerde ise daha açık ve orta yükseklikteki yerleşimlerin (yüzde 18,2) hakim olduğu kaydedildi.
Yapılaşma ve doğal soğutma faktörleri
Yüksek ve yoğun binaların bulunduğu alanlar düzenli olarak en yüksek yer yüzeyi sıcaklıklarını kaydetti. Abu Rayash, bu durumun tek başına bina yüksekliğinden kaynaklanmadığını; sert zeminlerin aşırı fazlalığı, malzeme yapısı ve bina dizilimlerinin ısıyı hapsetmesiyle doğrudan ilişkili olduğunu ifade etti.
Buna karşılık, planlı bitki örtüsüne ve doğal alanlara sahip bölgelerin net bir serinletici etki sunduğu tespit edildi. Araştırmaya göre doğru planlanmış ve stratejik dağıtılmış yeşil alanlar, mikro ölçekte yerel sıcaklıkları 2 ila 4 derece arasında düşürme potansiyeline sahip.
Geleceğin altyapı ve şehir planlamasına ışık tutacak
Çalışmanın sonuçları, körfez genelinde aşırı kurak iklim ile hızlı kentleşmenin kesiştiği tüm şehirler için stratejik bir rehber niteliği taşıyor. Elde edilen veriler; yeni imar planlarında gölgelik alanların artırılması, hedefe yönelik ağaçlandırma yapılması, yolların ve enerji hatlarının aşırı termal yüke dayanıklı şekilde tasarlanması süreçlerine bilimsel bir altyapı sağlıyor.

















