Tahran yönetiminin Orta Doğu’da yabancı müdahalelerden arındırılmış ortak bir güvenlik mimarisi inşa etme çağrıları, Körfez başkentlerinde temel bir soruyu beraberinde getiriyor: Bölge ülkeleri masada hangi İran ile muhatap olacak? İranlı yetkililerin bir yandan iş birliği ve iyi komşuluk mesajları verirken, diğer yandan doğrudan petrol tesislerini ve yabancı üslere ev sahipliği yapan komşularını hedef göstermesi, yürütülecek olası bir diyalog sürecinin inandırıcılığını zedeliyor.
Söylem ve eylem arasındaki derin çelişki
İran siyasi ve askeri elitleri arasındaki ton farklılıkları kimi zaman aynı aktörün açıklamalarında dahi kendini gösteriyor. Muhsin Rızai gibi kilit figürlerin bir yandan olası bir çatışmada Körfez’deki petrol altyapılarını hedef alma tehdidi savurup, diğer yandan aynı ülkeleri ABD ittifakından koparak Tahran ile ortak güvenlik paktı kurmaya çağırması bölgesel belirsizliği derinleştiriyor. Benzer şekilde Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf’ın güvenlik odaklı sert dili ile diplomatik iş birliği söylemleri arasındaki tezat, muhatapların Tahran’ın gerçek niyetini okumasını zorlaştırıyor.
Komşularına “güvenlik şemsiyenizden vazgeçin” çağrısı yapan İran’ın, bu ülkelerin balistik füze, insansız hava aracı programları ve vekil güçlere dair güvenlik kaygılarını giderecek somut garantiler sunmaması en büyük tıkanıklık noktası olarak öne çıkıyor.
Güvenlik mimarisinde “devrim içinde devrim” ihtiyacı
Bölgesel analistler, 1979 devriminden ve ardından gelen İran-Irak Savaşı’ndan miras kalan güvenlik paradigmasının güncellenmesi gerektiğini vurguluyor. Tahran’ın tarihsel ideolojik reflekslerini aşarak ulusal çıkarlar doğrultusunda esneklik gösterebildiği, 2001 sonrası Afganistan dosyasında ABD ile kurulan sınırlı diplomatik temaslarda görülmüştü.
Uzmanlara göre İran’ın komşularıyla kalıcı bir zemin yakalayabilmesi, ideolojik yayılmacılık ile meşru devlet çıkarları arasında net bir ayrım yapmasına bağlı. Bu kapsamda öne çıkan temel başlıklar şunlar:
- Hürmüz Boğazı gibi kritik deniz koridorlarında şeffaf seyrüsefer kurallarının belirlenmesi ve doğrudan askeri iletişim kanallarının açılması,
- Bölge ülkelerindeki devlet dışı silahlı grupların tasfiyesi veya ulusal orduların denetimine girmesini teşvik edecek yapıcı bir rol üstlenilmesi,
- Körfez ülkelerini yalnızca “Batı’nın bir uzantısı” olarak gören toptancı yaklaşımın terk edilmesi.
Güven söylemle değil, şeffaflıkla inşa edilir
Çin gibi küresel aktörlerin arabuluculuk kapasitelerine rağmen, Orta Doğu’daki kalıcı istikrarın dış aktörlerden ziyade yerel tarafların karşılıklı iradesine dayandığı görülüyor. Güvenlik sisteminin temelini “üstünlük” arayışının değil, “denge” prensibinin oluşturması gerektiği belirtiliyor.
Tahran’ın çok sesli ve çelişkili diplomatik dilini terk ederek sınır ötesindeki müttefiklerine değil, uluslararası meşruiyete dayalı devlet mekanizmalarına öncelik vermesi; kurulması planlanan bölgesel güvenlik masasının geleceğini belirleyecek en kritik eşik olarak değerlendiriliyor.

















