İsrail, uluslararası izolasyonun ve savaş ortamının gölgesinde 27 Ekim’de sandık başına gitmeye hazırlanıyor. Yaklaşık 20 yıldır ülke siyasetinin merkezinde bulunan Başbakan Binyamin Netanyahu için bir güven oylaması niteliğindeki bu genel seçimler, aynı zamanda İsrail’in askeri ve diplomatik rotasını değiştirip değiştiremeyeceğinin de testi olacak. Anketlerde sürpriz biçimde öne çıkan eski Genelkurmay Başkanı Gadi Eisenkot, liderliğini yaptığı yeni “Yashar” partisiyle dürüstlük, sorumluluk ve kurumsal güveni yeniden tesis etme vaadiyle seçmenin karşısına çıkıyor.
Ancak uluslararası analizler ve saha gözlemleri, Netanyahu’nun koltuğunu kaybetmesi durumunda dahi İsrail’in güvenlik ve Filistin politikasında radikal bir dönüşüm yaşanmayacağına işaret ediyor. Haaretz Genel Yayın Yönetmeni Aluf Benn’in Foreign Affairs dergisinde yayımlanan analizinde vurguladığı üzere; İsrail toplumu Netanyahu’dan yorulmuş görünse de, Filistinlilere karşı askeri güç kullanımı ve güvenlik odaklı refleksler konusunda son yılların en katı dönemini yaşıyor.
Eisenkot: Kökeni, tarzı ve liderlik felsefesiyle farklı bir profil
Amerikan The New York Times gazetesinin kapsamlı portresine göre, 66 yaşındaki Gadi Eisenkot, siyasi figür olarak Netanyahu’nun tam zıddı bir profil çiziyor. Fas göçmeni bir ailenin çocuğu olarak Taberiye ve Eilat’ta büyüyen Eisenkot, başbakanlık koltuğuna oturması halinde İsrail’de nüfusun yarısını oluşturan ancak genelde Likud tabanında yer alan “Mizrahi” (Doğu kökenli) Yahudiler arasından çıkan ilk hükümet başkanı olacak.
Askeri kariyerinde Golani Tugayı komutanlığı ve genelkurmay başkanlığı yapan Eisenkot; Netanyahu’nun şatafatlı, hitabet odaklı ve gösterişli siyaset tarzının aksine doğrudan, sakin ve sahadaki askerlerine brifing verir gibi konuşan bir dili benimsiyor. İki rakip arasındaki en temel ayrışma ise liderlik sorumluluğu noktasında yaşanıyor. Netanyahu’yu başarılarda fotoğraf karelerine girip kriz anlarında faturayı orduya kesmekle eleştiren Eisenkot, 7 Ekim 2023 saldırılarındaki güvenlik zafiyetlerinin aydınlatılması için kendi genelkurmay başkanlığı dönemini de kapsayacak resmi bir devlet soruşturma komisyonu kurma sözü veriyor.
Eisenkot’un siyasetteki motivasyonunda savaşın getirdiği derin kişisel acılar da belirleyici bir yer tutuyor. Aralık 2023’te 25 yaşındaki küçük oğlu Gal’i Gazze’deki bir tünel patlamasında kaybeden emekli general, ilerleyen süreçte kız kardeşinin ve eşinin yeğenlerinin de cephede hayatını kaybetmesiyle sarsıldı. Eski Başbakan Ehud Barak, Eisenkot’un yükselişini İsrail yönetim erki için “ahlaki bir iyileşme” olarak nitelendiriyor.
7 Ekim sonrası güvenlik mutabakatı: İki devletli çözüme kapılar kapalı
Kişisel ahlak ve iç kurumların korunması konusundaki bu keskin ayrıma rağmen, İsrail’in stratejik güvenlik mimarisinde Eisenkot ile Netanyahu arasında kapanması güç mesafeler bulunmuyor. Aluf Benn’in tespitlerine göre, Eisenkot’un partisi dahil olmak üzere İsrail’deki ana akım Yahudi partilerinin neredeyse tamamı bağımsız bir Filistin Devleti fikrini tamamen reddediyor ve iki devletli çözümü 1990’ların terk edilmiş bir ütopyası olarak görüyor. Gazze’deki askeri operasyonlar, İran’a yönelik hava saldırıları ile Lübnan ve Suriye sınırlarında oluşturulan işgal temelli güvenlik hatları siyasetin genelinde meşru ve zorunlu kabul ediliyor.
İki lider arasındaki farklar stratejik hedeflerden ziyade taktiksel yönetim biçiminde ortaya çıkıyor:
- İran Politikası: Netanyahu rejimi devirme ve “tam zafer” söylemini öne çıkarırken, Eisenkot hava saldırılarıyla hükümet devirmenin bir illüzyon olduğunu savunuyor ve Tahran’ın zenginleştirilmiş uranyum stoklarının tasfiyesi ile nükleer tesislerin sıkı denetime alınmasını daha gerçekçi bir hedef olarak tanımlıyor.
- Gazze Planı: Eisenkot, askeri baskı ile müzakere kanallarını bir arada yürüterek Hamas yönetiminin 18 ay içinde sonlandırılabileceği bir plan öneriyor.
- Batı Şeria ve Yerleşimciler: Netanyahu aşırı sağcı koalisyon ortaklarını kaybetmemek adına radikal yerleşimci grupların ihlallerine göz yumarken, Eisenkot bu eylemleri açıkça “Yahudi terörü” olarak adlandırıyor. Ancak analistler, Eisenkot’un bu çıkışının insani gerekçelerden ziyade Batı Şeria’nın kontrolden çıkmasını önleme ve uluslararası baskıyı hafifletme amacını taşıdığını belirtiyor.
Uluslararası izolasyon ve koalisyon denklemi
İsrail iç siyasetindeki bu yarış, ülkenin küresel itibarının tarihin en düşük seviyelerine gerilediği bir döneme denk geliyor. Gazze’deki insani kriz ve açlık görüntüleri Batı başkentlerinde ciddi tepki çekerken; ABD Senatosu Demokrat Azınlık Lideri Chuck Schumer Gazze’deki tablonun kabul edilemez olduğunu dile getirmiş, İngiltere Dışişleri Bakanı Ed Miliband ise yasa dışı yerleşim ürünlerine ambargo uygulama planlarını duyurmuştu.
Eisenkot’un yasa dışı kaçak yerleşim karakollarını tahliye etme ve tartışmalı “E1” yerleşim planını askıya alma taahhütleri, Batılı müttefikler nezdinde başlangıçta olumlu bir hava yaratabilir. Ancak The Wall Street Journal’ın değerlendirmesine göre, olası bir Eisenkot koalisyonunun Avigdor Liberman gibi katı milliyetçi isimlere muhtaç olması, barış yolunda kalıcı bir esneklik sağlanmasını imkansız kılıyor.
Anketlerin işaret ettiği bıçak sırtı parlamento dağılımı, hiçbir bloğun hükümet kuramayarak Netanyahu’nun seçim sonrası geçici başbakan olarak görevini sürdürmesine ve sürecin tekrarlanan bir erken seçime sürüklenmesine de yol açabilir. Bu durum, sandıktan hangi lider çıkarsa çıksın İsrail’in sınır ötesi askeri operasyonlara ve güvenlik merkezli sertlik politikalarına devam edeceğini gösteriyor.


















