Suriye’de devrik lider Beşşar Esed rejiminin 2024 yılı sonunda çöküşü, yalnızca ülkenin iç siyasi dinamiklerini değiştirmekle kalmadı; aynı zamanda Şam’ın bölgesel ve uluslararası ittifaklarını baştan aşağı yeniden şekillendirdi. Bu kırılma, 1979 İran İslam Devrimi’nden bu yana kesintisiz süren Şam-Tahran stratejik ortaklığını fiilen sonlandırarak iki başkent arasında tam bir diplomatik kopuş dönemini başlattı. Yeni Suriye yönetimi, Esed’i destekleyen diğer aktör Rusya ile temasları sürdürürken Tahran’a karşı belirgin bir mesafe koydu.
Ancak son dönemde karşılıklı verilen diplomatik sinyaller, tarafların ilişkileri tamamen düşmanlık zeminine terk etmek yerine yeni bir çerçeve arayışında olduğunu gösteriyor.
Pezeşkiyan’ın mesajları ve Şam’ın esnek yanıtı
İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada Suriye konusuna değinerek mevcut algılar sebebiyle yeni Şam yönetimiyle henüz temas kuramadıklarını ifade etti. Suriye hükümetine “İslam, din, adalet ve hakkaniyet” temelinde hareket etme çağrısında bulunan Pezeşkiyan’ın bu yaklaşımı, uzmanlar tarafından Tahran’ın mezhepsel dili terk ederek yeni Şam yönetimiyle sıfırdan bir zemin yoklama girişimi olarak değerlendirildi.
İran politikaları uzmanı Dr. Firas İlyas, Pezeşkiyan’ın sözlerinin İran’ın Esed dönemindeki ayrıcalıklı askeri nüfuzunu geri kazanamayacağını kabul ettiğinin zımni bir göstergesi olduğunu belirtti. İlyas’a göre Tahran, askeri varlığı olmasa dahi karşılıklı çıkarlara dayalı asgari düzeyde bir diplomatik ilişkiyi sürdürmeye hazır.
Suriye Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Muhammed el-Ceffal ise bu çağrıya esnek ancak net bir dille yanıt verdi. Şam’ın Tahran ile gelecekte ilişki kurma fikrine kategorik olarak karşı çıkmadığını belirten Ceffal, bunun ön şartının İran’ın geçmiş politikalarını gözden geçirmesi ve Suriye’nin egemenliğine kayıtsız şartsız saygı duyması olduğunu vurguladı. Suriyeli araştırmacı Abbas Şerife de bölgedeki tüm ülkelerin İran’la bir şekilde diplomatik bağı bulunduğunu, Şam’ın hedefinin “herkesle sıfır sorun” stratejisi olduğunu ancak Suriye’nin asla geçmişte olduğu gibi “İran ekseninin bir parçası” haline gelmeyeceğini kaydetti.
Değişen dengeler ve ortak çıkarlar
Esed’in devrilmesiyle birlikte Suriye, bölgesel dengelerini Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar ile yakınlaşarak tahkim etti. Aynı zamanda ABD öncülüğündeki uluslararası koalisyonla temaslarını artıran Şam, İran’ın arzuladığı demir yolu hatları yerine Hicaz hattı gibi alternatif projelerle ticaret koridorlarını çeşitlendirdi.
Buna rağmen coğrafi gerçeklikler iki ülkeyi belirli alanlarda uzlaşmaya zorluyor:
- Stratejik denge: Tahran, Suriye’nin tamamen kendisine hasım bir bloğa kaymasını önlemek ve Akdeniz ile Lübnan’a açılan penceresini büsbütün kaybetmemek istiyor.
- Ekonomik fırsatlar: Suriye’nin yeniden imarı, enerji nakil hatları ve uluslararası ticaret koridorları (İpek Yolu projeleri) her iki taraf için de potansiyel iş birliği kapıları barındırıyor.
- Bölgesel aktörler: İran, Suriye sahasındaki artan İsrail askeri hareketliliğini tehdit görürken, kendi çekilmesiyle genişleyen Türk etkisini de Şam üzerinden dengelemeyi amaçlıyor.
Masadaki zorlu engeller
Buna karşılık ilişkilerin hızla normalleşmesinin önünde ciddi güvenlik ve egemenlik krizleri bulunuyor. Şam yönetimi, İran’ın Suriye’yi halen kendi “arka bahçesi” gibi görme alışkanlığını tamamen terk etmediği kanaatinde.
Nitekim Suriye İçişleri Bakanlığı’nın Dera kırsalında Hizbullah bağlantılı ve roket rampaları hazırlığında olan 3 kişilik bir hücreyi çökerttiğini açıklaması, sahadaki tehdit algısının canlılığını koruduğunu gösteriyor. Şam yönetimi aceleci davranmayarak bölgesel güvenlik mimarisinin netleşmesini beklerken, Tahran’ın Suriye’yi bir “nüfuz sahası” değil, bağımsız ve egemen bir devlet olarak tanıması normalleşmenin tek anahtarı olarak öne çıkıyor.

















