Yemen’de 21 Eylül 2014 tarihinde Ensarullah Hareketi (Husiler) ve müttefiklerinin başkent Sana’daki hükümet binalarını ve askeri merkezleri kontrol altına alması, ülkenin yakın tarihindeki en kritik kırılma noktalarından biri oldu. Hükümetin yakıt sübvansiyonlarını kaldırma kararını gerekçe göstererek halk tabanında protestolar örgütleyen hareket, sivil eylemleri kısa sürede silahlı bir kuşatmaya dönüştürerek başkenti ele geçirdi.
İlk aşamada eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih ile taktiksel bir ortaklık kurarak ordunun ve devlet kurumlarının imkanlarını devralan Husiler, Aralık 2017’de ittifakın bozulması üzerine Salih’i ortadan kaldırarak kontrolü tek başlarına üstlendi. İmzalanan siyasi anlaşmalara rağmen meşru Cumhurbaşkanı Abdrabbuh Mansur Hadi’ye ev hapsi uygulanması, anayasa beyannamesiyle meclisin feshedilmesi ve Aden’e doğru askeri ilerleyiş, Mart 2015’te Suudi Arabistan öncülüğündeki Arap Koalisyonu’nun müdahalesine zemin hazırladı. Husiler bu süreci “yolsuzlukla mücadele ve devrim” olarak nitelendirirken meşru yönetim ve siyasi güçler yaşananları ulusal uzlaşıyı yıkan “silahlı bir darbe” olarak tanımlıyor.
Coğrafi ve idari bölünmüşlük kurumsallaştı
Çatışmaların uzaması, Yemen genelinde iki ana güç odağının kemikleşmesine neden oldu. Sana merkezli fiili yönetim, ülkenin yüzölçümü bakımından daha dar ancak nüfus yoğunluğu ve ticari kapasite açısından en büyük kesimini oluşturan kuzey ve batı dağlık bölgelerini kontrol ediyor. Sade, Hacce, Amran, Zimar, İbb ve Hudeyde gibi stratejik vilayetler bu hatta yer alıyor.
Buna karşılık uluslararası alanda tanınan meşru hükümet ise geçici başkent ilan ettiği Aden başta olmak üzere Hadramut, El-Mehra, Şebve, Marib ve Cevf’in bir kısmı ile Taiz’in belirli hatlarını elinde tutuyor. Ancak hükümet sahasında yerel ve askeri aktörler arasındaki güç dengeleri, karar alma süreçlerinde çok parçalı bir yapı oluşturuyor. Devlet kademelerinde bürokratik hiyerarşinin yerini alan gayriresmi komiteler ve denetçiler ağı, kamu idaresindeki kurumsal işleyişi zayıflatıyor.
Çift para birimi ve ekonomik tıkanıklık
Krizin en yıkıcı etkilerinden biri finans ve bankacılık sektöründe yaşandı. Yemen Merkez Bankası’nın 2016’da Aden’e taşınması ve ardından 2019’da Sana yönetiminin Aden’de basılan yeni banknotların kullanımını yasaklaması, fiilen iki farklı para sistemini doğurdu. Bu kurumsal ayrışma döviz kurlarına da yansıdı: 2015 başında 1 dolar 214 Yemen riyali seviyesindeyken, günümüzde hükümet bölgelerinde 1560 riyalden, Husilerin kontrolündeki bölgelerde ise baskıyla sabit tutulduğu belirtilen 532 riyalden işlem görüyor.
Parçalanan hizmetler ve insani felaket
Bölünmüşlük sahadaki yaşam koşullarını doğrudan etkiliyor:
- Mali yükler: İki bölge arasındaki geçiş noktalarında kurulan gümrük kapıları, mükerrer vergi uygulamaları ve iç havale masrafları ticareti kısıtlayarak tüketici fiyatlarını artırıyor.
- Maaş krizi: Husi bölgelerinde kamu çalışanları yaklaşık 10 yıldır düzenli maaş alamazken, hükümet bölgelerinde para birimindeki değer kaybı ve ödeme gecikmeleri alım gücünü eritiyor.
- Altyapı ve kamu hizmetleri: Kuzeyde devlet eliyle sunulan elektrik hizmeti yerini pahalı özel sektöre bırakırken, kıyı şeritlerinde yaz aylarında kronik enerji kesintileri yaşanıyor. Şehirlerarası yolların çatışmalar nedeniyle kapanması ise saatlik mesafeleri günlerce süren yolculuklara dönüştürüyor.
Birleşmiş Milletler verilerine göre Yemen’de 22 milyondan fazla insan temel insani yardıma ihtiyaç duyuyor. Savaşın başından bu yana yerinden edilen kişi sayısı 5 milyona yaklaşırken, sağlık sisteminin çökmesi çocuk felci gibi önceden kontrol altına alınmış salgın hastalıkları yeniden gündeme getirdi. Uluslararası fonların gerilemesiyle birlikte ülkedeki insani yardım operasyonlarının finansmanı kritik eşiklerin altında kalmayı sürdürüyor.



















