İsrail Meclisi (Knesset) tarafından kabul edilen ve Filistinli mahkumlara yönelik idam cezasını öngören tartışmalı yasa, ilk kez somut bir vaka üzerinden doğrudan güvenlik ve yargı mekanizmalarının sınavına girdi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, Batı Şeria’daki bir eylem gerekçesiyle Ramallah’taki bir sağlık merkezinde gözaltına alınan Filistinli Kadri Semare hakkında idam cezasının uygulanması ihtimalini masaya yatırdı.
İbrani haber sitesi *Walla*, Yom Kippur arifesinde düzenlenen dar kapsamlı güvenlik kabinesinde Ben-Gvir’in söz konusu dosyayı gündeme getirdiğini aktardı. Habere göre ordu temsilcileri uygulamanın önünde askeri bir engel bulunmadığını belirtirken, dosyanın hukuki boyutlarının değerlendirilmesi amacıyla Askeri Başsavcı Itai Ofir’in katılımıyla özel bir toplantı yapılması kararlaştırıldı.
Yasa nasıl çıktı ve hangi hükümleri içeriyor?
Knesset, 30 Mart 2026’da nihai oylaması yapılan “Eylemcilere İdam Cezası Yasası”nı 48’e karşı 62 oyla yasalaştırdı. Yasa iki farklı hukuki zemin tanımlıyor:
- İşgal altındaki Batı Şeria (Askeri mahkemeler): İsrail vatandaşı veya daimi oturum sahibi olmayan bölge sakinlerinin, İsrail mevzuatınca “terör” kapsamına sokulan ve ölümle sonuçlanan eylemlerinde zorunlu olarak idam cezasına çarptırılmasını öngörüyor. Yalnızca mahkeme heyetinin “özel şartlar” tespit etmesi durumunda ceza müebbet hapse çevrilebiliyor.
- İsrail iç hukuku: Ceza kanununda yapılan değişiklikle, benzer suçları işleyenlere idam veya müebbet hapis cezası verilmesinin önü açıldı.
17 Mayıs 2026’da Merkez Komutanı Tümgeneral Avi Bluth’un askeri güvenlik emirnamesini imzalamasıyla birlikte, yasanın Batı Şeria’daki askeri mahkemelerde işletilmesini sağlayacak hukuki ve idari altyapı tamamlandı.
Uygulamanın önündeki hukuki engeller
Yasanın yürürlüğe girmesine karşın, bir sanığın doğrudan idama gönderilmesinin önünde uzun bir yargı denetimi bulunuyor.
Eski askeri mevzuatta aranan askeri savcılığın talebi, hakimler kurulunun oy birliği ve kıdemli hakim şartı kaldırılmış olsa da askeri mahkeme heyetinin “özel gerekçeler” sunarak cezayı ömür boyu hapse dönüştürme yetkisi sürüyor. Ayrıca askeri mahkemeden çıkacak olası bir idam kararı hemen infaz edilemiyor; sanığın temyize başvurma ve karara itiraz etme hakkı korunuyor.
En kritik hukuki barajı ise İsrail Yüksek Mahkemesi oluşturuyor. İsrail Sivil Haklar Derneği (ACRI), yasanın yaşam hakkı, eşitlik ve adil yargılanma ilkelerini ihlal ettiği, askeri mahkemeler ile sivil yargı arasında ayrımcı bir çifte standart kurduğu gerekçesiyle iptal davası açtı. Mahkeme henüz yasayı askıya almasa da esastan görüşme süreci devam ediyor.
İnfaz süreci ve gizli hazırlıklar
Hukuki süreçlerin tükenip kararın kesinleşmesi durumunda yasa, infazın Cezaevleri İdaresi (IPS) tarafından asılma yoluyla 90 gün içinde yerine getirilmesini şart koşuyor. Başbakanın en fazla 180 günü aşmayacak şekilde erteleme talep etme yetkisi bulunurken, Batı Şeria Askeri Komutanı’nın af çıkarma veya cezayı hafifletme yetkisi tamamen elinden alınmış durumda.
Öte yandan Cezaevleri İdaresi’nin yasanın çıkmasının hemen ardından lojistik hazırlıklara başladığı biliniyor. İbrani basınına yansıyan bilgilere göre; infazların yerine getirilmesi için gardiyanlardan oluşan gizli bir infaz birimi kuruldu, mahkumlar için tecrit kanadı hazırlandı ve asılarak infazın gerçekleştirileceği özel bir tesis planlandı.
Ekim 2026’da yapılması planlanan Knesset seçimleri öncesinde Ben-Gvir’in bu dosyayı öne çıkarması, girişimin siyasi bir propaganda aracı olarak kullanıldığı yorumlarını güçlendiriyor. Kadri Semare davası, İsrail’in on yıllardır fiilen uygulamadığı idam cezasında yeni bir döneme geçip geçmeyeceğini belirleyecek.



















