İsrail’de son yıllarda tırmanışa geçen tersine göç dalgası, yalnızca nüfus hareketliliğiyle sınırlı kalmayıp ülkenin teknoloji, sağlık ve inovasyon altyapısını doğrudan hedef alan yapısal bir krize dönüştü. Nitelikli uzmanların, yüksek gelir gruplarının ve çekirdek ailelerin ülkeden kalıcı biçimde ayrılma eğilimi, yaklaşan genel seçimler öncesinde hükümetin karşı karşıya olduğu en ağır ekonomik ve sosyal imtihanlardan biri haline geldi.
İsrail medyasında yayımlanan resmî veriler ve üniversite raporları, göç tablosundaki sert değişimi gözler önüne seriyor. Tel Aviv Üniversitesi bünyesinde hazırlanan kapsamlı araştırmalara göre, 2009-2019 döneminde yıllık ortalama 32 bin seviyesinde seyreden ülkeden ayrılan kişi sayısı, 2023 ve 2024 yıllarında 50 bin sınırını aştı; 2025 yılında ise yaklaşık 69 bine ulaştı.
Geri dönenlerin sayısının 2024’te 20 binin altına gerilemesiyle birlikte net göç kaybı hızla arttı. Uzmanlar, hızlanan bu dalganın kökenlerinin 7 Ekim 2023 öncesine, Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetinin tartışmalı yargı reformu adımlarına dayandığına dikkat çekiyor.
Veriler, göç eden toplumsal tabakanın niteliğinde de köklü bir değişim yaşandığını gösteriyor. Artık sadece iş arayan bekâr gençler değil, 35-45 yaş arası çalışanlar ile 15 yaş altı çocuklardan oluşan tam aileler ülkeden ayrılıyor. Ayrılanların üçte birinden fazlasını toplumun en yüksek gelir dilimine mensup bireyler oluşturuyor. Bu durum, hem yüksek vergi gelirlerinin kaybına hem de tüketici tabanının erimesine yol açıyor. Yurt dışındaki İsrailli ağlarının genişlemesi de yeni giden ailelerin barınma ve iş bulma süreçlerini kolaylaştırarak süreci kurumsallaştırıyor.
Göç eğiliminin en yıkıcı etkisi stratejik meslek gruplarında hissediliyor. 2019-2024 döneminde mühendisler, akademisyenler ve sağlık çalışanlarının ayrılma hızı genel nüfus ortalamasını geride bıraktı. Yalnızca 2023-2025 yılları arasında 1.400’e yakın doktorun ülkeyi terk ettiği, hastanelerde uzman kadro açığının tehlikeli seviyelere ulaştığı kaydedildi.
İsrail ekonomisinin belkemiğini oluşturan ve gayrisafi yurt içi hasılanın önemli bir bölümünü sağlayan yüksek teknoloji sektörü de bu sarsıntıdan doğrudan etkilendi. İsrail İnovasyon Kurumu verilerine göre, araştırma-geliştirme (Ar-Ge) departmanlarında istihdam edilen personel sayısı 3 binden fazla geriledi. Birçok girişim, kritik operasyonlarını ve yönetim kadrolarını ABD ve Doğu Avrupa’ya taşıyor. Bu durum siber güvenlik ve yapay zekâ uzmanlığına dayanan savunma sanayii ekosistemi açısından da ciddi bir zaaf yaratıyor.
Nitelikli iş gücünün göç etmesi kamu maliyesine doğrudan darbe vuruyor. İsrail Vergi Dairesi verileri, ayrılan yüksek gelirliler nedeniyle uğranılan yıllık doğrudan vergi kaybının katlanarak büyüdüğünü ortaya koyuyor. Eğilimin bu seyirde devam etmesi halinde kaybın yıllık milyarlarca şekele ulaşması bekleniyor.
Artan savunma harcamaları, kamu borcunun milli gelire oranının yüzde 70 seviyesine yaklaşması ve yıllık faiz yükünün ağırlaşması; sağlık, eğitim ve altyapı bütçelerinin kısılmasına zemin hazırlıyor. Kamu hizmetlerindeki gerileme ise vatandaşların ülkede kalma motivasyonunu daha da zayıflatıyor.
Kamuoyu yoklamaları, vatandaşları göçe iten dinamiklerin sadece maddi gerekçeler olmadığını, derin bir kurumsal güven bunalımını yansıttığını gösteriyor. Araştırmalarda öne çıkan temel etkenler şöyle sıralanıyor:
- Siyasi kutuplaşma ve yargı süreci: Yargı bağımsızlığına yönelik müdahaleler ve liyakat endişesi, ayrılma kararlarında en belirleyici faktörler arasında yer alıyor.
- Güvenlik kaygıları: Süregelen çatışma ortamı ve belirsizlik, özellikle çocuklu ailelerin gelecek planlarını doğrudan etkiliyor.
- Yaşam maliyeti: Yüksek enflasyon ve barınma krizi, profesyonel kesimin satın alma gücünü aşındırıyor.
Merkezi Seçim Komisyonu verilerine göre yurt dışında yaşayan kayıtlı seçmen sayısı 800 binin üzerinde bulunuyor. Bu seçmenlerin büyük kısmı yerleşik bulundukları ülkelerden oy kullanamasa da sandıktan çıkacak sonuçların geri dönüş eğilimlerini etkileyebileceği değerlendiriliyor.
Yapılan son araştırmalar, kamuoyundaki önemli bir kesimin geleceğe dair kararlarını mevcut siyasi yönetimin devam edip etmeyeceğine göre şekillendirdiğini gösteriyor. Ancak uzmanlar, salt hükümet değişikliğinin beyin göçünü durdurmaya yetmeyeceğini; kamu hizmetlerinin güçlendirilmesi, ekonomik istikrarın tesisi ve kalıcı güven ortamının yeniden inşasının şart olduğunu vurguluyor.

















