İsrail ordusunun Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib kırsalında yer alan Ebu ez-Zuhur Askeri Havaalanı’na düzenlediği 8 hava saldırısı, Türkiye sınırına yaklaşık 80 kilometre mesafede gerçekleşmesi nedeniyle Ankara ile Tel Aviv arasındaki gerilimi yeni bir boyuta taşıdı. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Suriye sahasında güvenliğini tehdit edecek hiçbir Türk askeri varlığına müsamaha göstermeyeceklerini yinelerken, operasyonun hedefi ve zamanlaması bölgesel dengeleri hareketlendirdi.
Saldırının arkasındaki 2 stratejik faktör
Askeri ve stratejik uzmanlar, 2012 yılından bu yana atıl durumda olan üssün hedef alınmasını doğrudan operasyonel bir tehditten ziyade stratejik caydırıcılık adımı olarak yorumluyor:
-
Sınıra yakınlık ve Türk nüfuzu: Üssün Türkiye sınırına ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin etkin olduğu kuzey hattına yakın konumu, İsrail’in bugüne kadar Suriye’nin güneyi ve merkezinde yoğunlaşan saldırı coğrafyasını kuzeye genişlettiğini gösteriyor.
-
Yeniden imar ve kapasite inşası: Suriye hükümetinin hava savunma ve ordu kurumlarını Türkiye’nin desteğiyle yeniden ayağa kaldırma girişimleri ile Türk heyetlerinin üssü rehabilite edeceği iddiaları Tel Aviv’in “önleyici vuruş” doktrinini tetikledi.
ABD’den çatışmasızlık mekanizması ve diplomatik temaslar
ABD Başkanı Donald Trump saldırıya ilişkin detayları bildiğini ancak yorum yapmayacağını açıklarken, Washington yönetimi gerilimin iki bölgesel güç arasında doğrudan bir askeri hesaplaşmaya dönüşmesini engellemek için devreye girdi.
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, saldırıyı “gereksiz bir tırmanma” olarak nitelendirerek taraflar arasında kazara bir çatışmayı önleyecek üçlü bir koordinasyon mekanizması üzerinde çalıştıklarını ve sağduyunun krizi şimdilik yatıştırdığını kaydetti.
Şam ve Ankara iddiaları reddediyor
Türkiye Cumhuriyeti İletişim Başkanlığı, hava üssünde Türk askeri konuşlanması planlandığı yönündeki İsrail iddialarını “hukuk dışı saldırılara kılıf bulma çabası” olarak niteleyerek yalanladı.
Suriye Dışişleri Bakanlığı ise üssün boş olduğunu, yabancı bir gücün bulunmadığını ve Şam’ın kendi savunma kapasitesini inşa etmesini kısıtlayacak hiçbir gayriresmi güvenlik mutabakatını kabul etmeyeceğini vurguladı. Siyasi analistler, yaklaşan İsrail seçimleri öncesinde Tel Aviv yönetiminin iç kamuoyuna mesaj verme saikiyle hareket ettiğine dikkat çekiyor.



