Yemen’de Ensarullah (Husi) hareketinin batı kıyısında ilerleyerek Muha Limanı’nı, Meyyun Adası’nı ve stratejik Haniş ile Zukar adalarını kontrolü altına alması, Babülmendep Boğazı’nı küresel jeopolitik denklemin merkezine taşıdı. Muha Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin yayımladığı değerlendirme raporuna göre Washington yönetimi, Hürmüz Boğazı’ndaki krizle eş zamanlı derinleşen bu tabloda askeri güç kullanımından sınırlı uzlaşılara dayalı yeni bir hatta geçiş yapıyor.
Umman’ın başkenti Maskat’taki ABD Büyükelçiliği’nde Husi temsilcileri Muhammed Abdüsselam ve Abdülmelik el-Icri ile ABD’li yetkililer arasında gizli bir görüşme gerçekleştirildiği basına yansıdı. ABD’nin Mart 2025’ten bu yana “yabancı terör örgütü” olarak tanımladığı Husilerle masaya oturması, Kızıldeniz politikasındaki radikal eksen kaymasını gözler önüne seriyor.
İki boğazın kenetlenmesi ve Maskat mutabakatı
Raporda “iki boğazın kenetlenmesi” olarak tanımlanan süreçte Hürmüz ile Babülmendep, bölgesel baskı denkleminin birbirini besleyen iki parçası haline geldi. Muha ve kritik adaların Husilerin eline geçmesiyle petrol fiyatlarının 105 dolar seviyelerine tırmanması, uluslararası enerji ve tedarik zincirlerindeki kırılganlığı artırdı.
Maskat’taki temaslarda Husilerin; ABD ve İsrail gemileri ile genel ticari gemilere saldırmayacaklarını, buna karşın Suudi Arabistan bandıralı gemileri hedef dışı tutmayacaklarını ilettikleri belirtiliyor. ABD Başkanı Donald Trump’ın Husilerin çatışmadan kaçınmak istediğini doğrulaması da Washington’ın bölgedeki önceliklerini ortaya koyuyor.
Washington’ı uzlaşıya iten 3 temel neden
ABD’nin sahadaki askeri operasyonlar yerine diplomatik temas kurmasını analistler üç stratejik başlıkla açıklıyor:
- Doğrudan çıkarların korunması: Washington, ABD ve İsrail unsurlarına yönelik deniz saldırısı tehdidini masada bertaraf etmeyi amaçlıyor.
- Askeri maliyetten kaçınma: Yemen’de geniş çaplı ve ucu açık yeni bir askeri bataklığa sürüklenmeden riskleri en düşük maliyetle dindirmek hedefleniyor.
- Bölgesel krizleri ayrıştırma: ABD’nin doğrudan menfaatleri Yemen’deki genel iç savaştan izole edilerek korunmak isteniyor.
Ortak seyrüseferden “seçici güvenlik” modeline
Bu yaklaşım, Kızıldeniz’de uluslararası hukuka dayalı ortak seyrüsefer güvenliğinin yerini geminin milliyetine göre şekillenen “seçici güvenlik” modeline bıraktığı eleştirilerini beraberinde getiriyor. ABD ve İsrail gemileri muaf tutulurken diğer ülke gemilerinin hedefte kalması, parçalı ve kırılgan bir deniz düzeni yaratıyor.
Öte yandan Kızıldeniz güvenliğinin Yemen’deki siyasi krizden koparılması, karadaki iç savaşı çözümsüzlüğe itiyor. BM Yemen Özel Temsilcisi Hans Grundberg’in çatışmaların yayılmasına yönelik uyarılarına rağmen, uluslararası aktörlerin yalnızca kendi ticari ve askeri risklerini izole etmeye odaklanmasının, Yemen’deki krizi daha da uzatmasından endişe ediliyor. Gelecekte ya bu temaslar kapsamlı bir deniz ateşkesine dönüşecek ya da bölgesel bir kıvılcımla taraflar yeniden açık askeri çatışmaya sürüklenecek.



















