Fransız tarihçi ve eski diplomat Louis Blin’in Paris Büyük Camii’nde verdiği bir konferansta sarf ettiği “Napolyon’un Müslüman olduğuna şüphe yok” ifadesi, Fransa’da iki asırlık tarihsel bir tartışmayı yeniden alevlendirdi. Caminin resmî hesaplarından paylaşılan video kaydının ardından aşırı sağcı çevrelerin tepki göstermesi üzerine Paris Büyük Camii yönetimi açıklama yaparak söz konusu tezin Blin’e ait azınlık bir görüş olduğunu ve caminin bu konuda taraf tutmadığını bildirdi.
Tarihçi Louis Blin, yayımlanan “Napolyon ve İslam” (Napoléon et l’islam) adlı kitabında, Napolyon Bonapart’ın şehadet getiren tek Fransız lider olduğunu savunuyor. Ancak bu tez; 1798’de Mısır seferinde El-Ezher Camii’ni topa tutan, 1801’de Papalık ile Konkordato imzalayan, 1804’te Notre Dame Katedrali’nde taç giyen ve 1821’deki vasiyetinde “Katolik olarak öldüğünü” beyan eden Bonapart’ın pragmatik kişiliğiyle çeliştiği gerekçesiyle diğer tarihçilerden sert eleştiriler alıyor.
Mısır seferinden Saint Helena sürgününe uzanan çelişkiler
Blin’in tezini destekleyenler, Bonapart’ın İskenderiye ulemasına yazdığı ve Kur’an ilkelerine dayalı bir nizam kurma arzusunu dile getirdiği mektupları ile sürgündeki son yıllarında General Gaspard Gourgaud’ya İslam’ın Hristiyanlıktan daha mantıklı olduğunu söylediği notları delil gösteriyor.
Buna karşın eleştirmenler ve Fransız tarihçilerin çoğunluğu, Bonapart’ın 16 Ağustos 1800’de Danıştay’da yaptığı şu konuşmayı hatırlatıyor:
“Vendee Savaşı’nı kendimi Katolik yaparak kazandım. Mısır’a kendimi Müslüman yaparak yerleştim. Şayet bir Yahudi halkını yönetecek olsaydım, Süleyman Mabedi’ni yeniden inşa ederdim.”
Dönemin Mısırlı tarihçisi Abdurrahman el-Ceberti de Napolyon’un Mısır halkına hitaben besmeleyle başlayan bildirisini “kötü bir Arapçayla yazılmış siyasi bir aldatmaca” olarak nitelemişti. Yafa’da teslim olan Osmanlı esirlerinin katledilmesi ve El-Ezher’e atlı askerlerle girilmesi de bu samimiyet iddialarını zayıflatan en somut tarihi olgular arasında gösteriliyor.
Tarihsel tez günümüz siyasetine mi alet ediliyor?
College de France öğretim üyesi Henry Laurens ve Michigan Üniversitesi’nden Juan Cole gibi saygın tarihçiler, Bonapart’ın Doğu’yu yönetmek adına İslam’ı siyasi bir retorik ve fetih aracı olarak kullandığını savunuyor. Napolyon uzmanı Jean Tulard ise Bonapart’ın İslamiyet’e ve Hz. Muhammed’e entelektüel bir hayranlık beslediğini ancak bunun dini bir ihtida anlamına gelmediğini vurguluyor.
Fransa’daki aşırı sağcı Fdesouche gibi yayın organları Blin’in tezini “tarih tahrifatı” olarak nitelerken, kimi araştırmacılar ise 1821’de ölen bir imparatorun inancı üzerinden yürütülen bu polemiğin günümüz Fransa’sındaki İslamofobi ve ulusal kimlik tartışmalarının bir yansıması olduğunu ifade ediyor.

















