Suriye genelinde gerçekleştirilen kapsamlı bir kamuoyu araştırması, halkın ezici bir çoğunluğunun İsrail’i hem kendi ülkelerinin güvenliği hem de Orta Doğu bölgesel istikrarı açısından en büyük tehdit olarak gördüğünü ortaya koydu. Doha merkezli Arap Araştırma ve Politika Çalışmaları Merkezi ile Arap Çağdaş Suriye Çalışmaları Merkezi tarafından yürütülen ve sonuçları kamuoyuyla paylaşılan “Suriye için Arap Kamuoyu Endeksi 2026”, Beşar Esad yönetiminin devrilmesinin ardından değişen toplumsal algıyı gözler önüne serdi.
Araştırmaya katılan Suriyelilerin yüzde 61’i, Suriye’nin egemenliği ve güvenliği karşısındaki birincil tehdit olarak İsrail’i işaret etti. İsrail’i yüzde 20 ile İran, yüzde 6 ile Türkiye ve yüzde 5 ile Amerika Birleşik Devletleri takip etti.
Bölgesel istikrara yönelik tehdit algısında sert yükseliş
Genel olarak Arap dünyasına yönelik tehditler sorulduğunda, katılımcıların yüzde 58’i İsrail’i baş tehdit olarak niteledi. İran’ı ana bölgesel tehdit olarak görenlerin oranı ise 2025 yılındaki yüzde 12 seviyesinden 2026’da yüzde 24’e çıkarak iki katına ulaştı.
Bununla birlikte, katılımcıların yüzde 97’si İsrail’in Orta Doğu’nun güvenliğini ve istikrarını doğrudan tehdit ettiği görüşünde birleşti. Bir önceki yıl yüzde 78 olan bu oran belirgin biçimde artarken, İran’ın bölge istikrarını tehdit ettiğini düşünenlerin oranı da yüzde 74’ten yüzde 93’e yükseldi.
Toprak işgali, Golan Tepeleri ve normalleşmeye ret
Aralık 2024’te Esad rejiminin çöküşünün ardından İsrail’in Suriye’nin güneyindeki bazı bölgelerde ilerleme kaydetmesi halktaki tedirginliği tırmandırdı. Ankete katılanların yüzde 96’sı İsrail’in Suriye’yi istikrarsızlaştırmaya çalıştığını, yüzde 86’sı ise ayrılıkçı eğilimleri körüklediğini belirtti.
İsrail ile diplomatik ilişki kurulması fikrine karşı çıkanların oranı bir önceki yıl kaydedilen yüzde 74 seviyesinden yüzde 80’e çıktı. Katılımcıların yüzde 74’ü işgal altındaki Golan Tepeleri’nin iadesini içermeyen herhangi bir anlaşmayı kesin bir dille reddettiğini vurguladı. Şam ile Tel Aviv arasındaki doğrudan diplomatik müzakereler konusunda ise toplum ikiye bölündü; yüzde 41’lik bir kesim görüşmelerin Suriye’nin çıkarlarına hizmet edeceğini savunurken, yüzde 49’luk kesim buna karşı çıktı.
Şam sokaklarında görüş bildiren vatandaşlar da İsrail’deki iktidar değişimlerinin Suriye politikasını etkilemediğini, temel sorunun İsrail’in Filistin, Lübnan ve Suriye’ye uzanan yayılmacı askeri stratejisi olduğunu dile getirdi.
Çoğulcu demokrasiye destek artıyor
Araştırmanın siyasi eğilimler bölümü, Suriye toplumunda çoğulcu ve anayasal bir demokrasiye duyulan özlemin güçlendiğini gösterdi. Katılımcıların yüzde 76’sı, karşılaşılan tüm zorluklara rağmen demokratik bir idarenin diğer yönetim biçimlerinden daha iyi olduğunu ifade etti. Bu oran bir önceki yıla göre 16 puanlık bir yükselişe işaret etti.
Halkın dörtte üçü siyasi çoğulculuğa ve kuvvetler ayrılığına dayalı bir sistemin Suriye için en uygun model olduğunu belirtirken; seçimlerin olmadığı şeriata dayalı yönetim dahil olmak üzere hiçbir alternatif model yüzde 9’un üzerine çıkamadı. Hükümet politikalarına muhalefet edenlerin vatanseverliğinin sorgulanmaması gerektiğini savunanların oranı ise 20 puan artarak yüzde 87’ye ulaştı.
Ülkenin gidişatı konusunda toplum ikiye ayrıldı
Esad ailesinin 50 yılı aşkın iktidarının muhalif güçlerin operasyonuyla son bulmasının ardından geçen süreçte, Suriye’nin geleceğine yönelik kanaatlerde temkinli bir hava hakim.
Eski rejimin devrilmesi, tutukluların serbest bırakılması ve uluslararası yaptırımların kalkmasını gerekçe gösteren halkın yüzde 50’si ülkenin doğru istikamette ilerlediğini belirtirken; ekonomik ve güvenlik endişelerini koruyan yüzde 35’lik kesim bu görüşe katılmadığını bildirdi.


















