ABD’de Demokratların Kongre’nin iki kanadında birden üstünlük sağlaması ve İsrail’de Başbakan Binyamin Netanyahu liderliğindeki Likud’un meclis çoğunluğunu yitirmesi, Tahran sokaklarında ve siyaset çevrelerinde geniş yankı uyandırdı. Cumhuriyetçilerin ve Likud’un yaşadığı hezimet memnuniyetle karşılansa da Washington ve Tel Aviv’in İran politikalarında köklü bir değişim yaşanacağına dair derin şüpheler korunuyor. Bu durum, 140 günü aşkın süredir devam eden kırılgan ateşkesin geleceğine dair soru işaretlerini artırıyor.
Tahran’daki eski ABD Büyükelçiliği önünde düzenlenen yıllık gösterilerde atılan sloganlarda Donald Trump ve Binyamin Netanyahu alay konusu olurken, meydandaki konuşmacılar iki liderin gerilemesini “yalnızca bir başlangıç” olarak niteledi. Ancak halkın asıl merak ettiği konu isimler değil; sandıktan çıkan tablonun İran ile süregiden askeri ve ekonomik gerilime nasıl yansıyacağı oldu.
Tahran sokaklarında iki farklı bakış
İran kamuoyunda seçim sonuçlarına yönelik değerlendirmeler iki ana eksende toplanıyor:
- Tarihi fırsat görenler: Ramazan savaşının ardından sandıktan çıkan sonucun 1980 seçimlerinde Jimmy Carter’ın yaşadığı hezimete benzediğini savunan kıdemli kuşak, savaşın uzamasının Amerikan seçmenini doğrudan etkilediğini düşünüyor. Bu kesime göre, nükleer anlaşmayı imzalayan Demokrat kanatla perde arkası diplomasi yürütülerek nihai bir diplomatik kazanım elde edilebilir.
- Kaçınılmaz savaş bekleyenler: Seçim sonuçlarının Washington ve Tel Aviv’in İran’a yönelik stratejik hedeflerini değiştirmeyeceğini savunanlar ise köşeye sıkışan liderlerin daha saldırgan hale gelebileceği uyarısında bulunuyor. Bu görüşe göre, Trump ve Netanyahu’nun önündeki kritik karar penceresinin daralması, barıştan ziyade kontrolsüz bir çatışma riskini tırmandırabilir.
Siyaset bilimi öğrencileri ise dış politika yetkisinin anayasal olarak Beyaz Saray’da kalacağına dikkat çekerek, Demokratların Kongre’yi almasının ekonomik yaptırımları hafifletmeye yetmeyeceğini ve iki parti arasındaki farkın hedeften çok yöntemde olduğunu belirtiyor.
‘Güvenlikleştirme’ stratejisi ve bölgesel tuzaklar
İranlı strateji uzmanı Saber Gol Anbari, Netanyahu’nun meclis çoğunluğunu kaybetmesine rağmen geçiş sürecinde iktidarda kalmayı sürdüreceğini vurgulayarak, siyasi ömrünü uzatmak adına krizi derinleştirme yoluna gidebileceği uyarısında bulundu. Anbari’ye göre Likud lideri, muhalefet cephesini bölmek veya erken seçimi zorlamak amacıyla ortamı “güvenlikleştirme” taktiğine başvurabilir ve dikkatleri dağıtmak için İran’a yönelik yeni bir askeri provokasyona girişebilir.
Uzmanlar, ilk iki aylık kritik geçiş döneminde sıcak bir çatışma yaşanmaması durumunda, yeni Kongre’nin göreve başlamasıyla birlikte doğrudan savaş ihtimalinin belirgin şekilde zayıflayacağını değerlendiriyor.
Tahran için diplomatik kanal ve risk yönetimi
İran Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu eski Başkanı Haşmetullah Felahatpişe ise Tahran yönetiminin elindeki zamanı stratejik bir fırsata dönüştürmesi gerektiğini savunuyor. Felahatpişe, Trump’ın onurlu bir çıkış arayışıyla yeni bir çatışma hamlesine yönelme riskine karşı teyakkuzda olunması gerektiğini vurgularken, İsrail lobisinin Washington üzerindeki baskısını kırmak için alternatif kanalların devreye sokulması çağrısında bulunuyor.
İran’ın bölge ülkeleriyle diyaloğu derinleştirerek barış iradesini sahada göstermesi gerektiğini belirten Felahatpişe; Tahran’daki aşırı uçların kontrolsüz tehdit dilini sürdürmesinin yalnızca Demokratlar ile Cumhuriyetçileri İran karşıtlığında birleştirmeye yarayacağı uyarısını yapıyor. Tahran için asıl hedefin, savaşa sürüklenmeden ekonomik ablukayı kırmaya dönük rasyonel ve çok yönlü bir diplomatik hat inşa etmek olduğu ifade ediliyor.


















