Tarihsel dönüşümlerin ve istisnai kararların üzerinden beş yıl geçen Tunus’ta, medya ve ifade özgürlüğü alanı giderek daralıyor. Ülkedeki gazetecilik faaliyetleri, artan yargılamalar ve yasal baskılar nedeniyle zor bir dönemden geçerken, Gazeteciler Sendikası’ndan konuya ilişkin çarpıcı uyarılar geldi.
Gazeteciler ve medya kuruluşları üzerindeki baskıların “münferit olaylar” olmaktan çıktığını belirten yetkililer, mevcut tablonun basın için bir varoluş mücadelesine dönüştüğünü vurguluyor.
Basın özgürlüğü “varoluş mücadelesi” veriyor
Tunus Ulusal Gazeteciler Sendikası Başkanı Ziyad Debbar, Al Jazeera Net’e verdiği özel röportajda, ülkedeki basın özgürlüğünün tarihin en büyük gerilemesini yaşadığını ifade etti. Debbar, gazetecilerin mesleki faaliyetleri ve eleştirel görüşleri nedeniyle hapis cezalarıyla karşı karşıya kalmasının kabul edilemez bir durum olduğunu belirtti.
Mevcut süreçte en az 30 gazetecinin yargı süreçleriyle karşı karşıya kaldığını hatırlatan Debbar, bu tablonun demokratik kazanımları ve basının denetleyici rolünü doğrudan hedef aldığını kaydetti.
“Bugün meslektaşlarımız eleştirileri ve haberleri nedeniyle cezaevinde bulunuyor. Bu durum, Tunus’un bağımsızlığından bu yana karşılaştığı en ciddi basın krizlerinden biridir.”
Bilgiye erişim engeli ve yasal boşluklar
Sadece ceza davaları değil, aynı zamanda yasal altyapıdaki belirsizlikler de gazetecilerin işini yapmasını engelliyor. Medya mensupları, basın kanunları (115 sayılı kararname) yerine 54 sayılı siber suçlar kararnamesi veya telekomünikasyon yasasının ilgili maddeleriyle yargılanıyor.
Öne çıkan başlıca sorunlar şunlar:
-
Yasal güvence eksikliği: 54 sayılı kararname, ifade özgürlüğünü kısıtlayan bir araca dönüştü.
-
Bilgiye erişim krizi: Enerji, su ve ekonomik krizler gibi kritik dosyalarda resmi kaynaklardan bilgi almak neredeyse imkansız hale geldi.
-
Kurumsal güven sarsıntısı: Hem resmi bilgi akışındaki eksiklikler hem de medya kurumlarının politik aidiyetleri, halkın basına olan güvenini zedeliyor.
Uzmanlar, iktidar ile medya arasındaki diyalog eksikliğinin devam etmesi durumunda, bağımsız seslerin tamamen silinebileceği ve bunun toplumsal bilgi akışını onarılamaz şekilde zedeleyebileceği konusunda uyarıda bulunuyor.



