Bu karar, Avusturya makamlarının 2020 yılında gerçekleştirdiği ve tartışmalara yol açan “Operasyon Luksor” kapsamında yargılama aşamasına ulaşan ilk dosya olma özelliğini taşıyor.
Mahkemenin gerekçeleri
Avusturya medyasında yer alan haberlere göre mahkeme, savcılığın delil olarak sunduğu bir video kaydı ile üç dini hutbeyi inceledi ve şu sonuçlara vardı:
- İfade özgürlüğü: Söz konusu konuşmaların, “terör destekçiliği” veya “şiddete teşvik” unsurları taşımadığı; demokratik çerçevede ifade ve inanç özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerektiği vurgulandı.
- Zamanlama ve içerik: Mahkeme, incelenen materyallerin 7 Ekim 2023 olaylarından çok daha öncesine ait olduğunu ve doğrudan bir şiddet çağrısı ya da terör eylemlerini yüceltme içermediğini hükme bağladı.
Savcılığın karara itiraz etmemesiyle birlikte hükmün kesinleştiği bildirildi.
“Operasyon Luksor” ve arka planı
Kasım 2020’de Müslüman Kardeşler ve Hamas ile ilişkili olduğu şüphesiyle Avusturya genelinde evlere, kurumlara ve camilere düzenlenen baskınlar, hukukçular ve insan hakları savunucuları tarafından sert bir şekilde eleştirilmişti. El-Demirdaş’ın evi de bu operasyon sırasında basılmış, konu 2022 yılında Al Jazeera’nin “Ma Hafiya A’zam” (Gizli Olan Daha Büyük) programında “Baskın Gecesinin Kabusu” başlığıyla geniş çaplı bir soruşturma dosyası olarak işlenmişti.
Programın yapımcısı Tamer El-Mishal, kararın ardından yaptığı açıklamada, yıllar süren hukuki mücadelenin ve sızdırılan belgelerin sonucunda beraatin gerçekleştiğini hatırlattı. Bu beraat kararı, Avusturya’da İslam kurumlarına yönelik operasyonların hukukiliği ve bu süreçlerin Müslüman toplum üzerindeki yansımaları konusundaki tartışmaları yeniden alevlendirdi.

