Washington siyasetinde uzun yıllardır Kongre, seçim kampanyaları ve karar alıcılar üzerinde belirleyici bir ağırlığa sahip olan İsrail lobisi, Amerikan toplumu nezdinde benzeri görülmemiş bir meşruiyet kriziyle karşı karşıya. Araştırmacı gazeteci Eli Clifton ve siyaset bilimci Ian Lustick’in kaleme aldığı “Israel’s Lobby: America in the Grip of a Foreign Power” adlı yeni kitap, lobinin finansal ve kurumsal gücü artarken toplumsal tabanının hızla eridiğini somut verilerle ortaya koyuyor.
Amerikan siyasetinde artık temel açmaz; lobinin siyasetçilere ulaşma kabiliyeti değil, bu desteği alan siyasetçilerin kendi seçmen tabanlarıyla ters düşmeye başlaması olarak öne çıkıyor.
Kamuoyu araştırmalarında tarihi kırılma
Pew Araştırma Merkezi ve Gallup verileri, Amerikan toplumunun İsrail algısındaki dramatik değişimi net rakamlarla gözler önüne seriyor:
Genel Algı Tersine Döndü: 2022 baharında Amerikalıların yüzde 55’i İsrail’e olumlu, yüzde 42’si olumsuz bakarken; 2026 verilerinde olumlu bakış yüzde 37’ye geriledi, olumsuz bakış ise yüzde 60’a fırladı.
Liderlik Güvensizliği: Ankete katılanların yüzde 59’u, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun uluslararası krizleri yönetme becerisine hiç güvenmediğini veya çok az güvendiğini belirtti.
Parti Tabanlarındaki Çözülme: Demokratlar ve bağımsız seçmenler arasında İsrail’e olumsuz bakış yüzde 80 seviyesine ulaştı. En dikkat çekici kırılma ise Cumhuriyetçi Parti’de yaşandı; 50 yaş altı Cumhuriyetçilerin yüzde 57’si artık İsrail’e karşı olumsuz bir tutum sergiliyor.
AIPAC desteği seçimlerde yüke dönüşüyor
İsrail lobisinin desteğini açıkça göstermesi, bazı eyaletlerde adaylar için siyasi avantaja değil doğrudan seçim riskine dönüşmeye başladı. Nitekim Michigan Senato yarışında Cumhuriyetçi aday Mike Rogers’ın kurmayları, Gazze’deki yıkım sonrası değişen seçmen hassasiyeti nedeniyle AIPAC’ten kendilerine yönelik kamuya açık seçim desteğini geri çekmesini talep etti.
Finansal güç ve lobi ağları kongre üyeleri üzerindeki baskıyı canlı tutsa da; üniversite protestoları, askeri yardım tartışmaları ve Gazze krizinin etkisiyle yetişen 25 yaş altı genç seçmen kitlesi, iki ülke arasındaki ilişkileri “dokunulmaz bir tabu” olmaktan çıkarıp doğrudan sorgulanan bir dış politika başlığına dönüştürüyor. Uzmanlar, lobi fonlarının politika değişimlerini bir süre geciktirebileceğini ancak derin toplumsal ve kuşaksal dönüşümleri kalıcı olarak engelleyemeyeceğini vurguluyor.






















