Gazze Şeridi’nin güneyindeki bir sığınmacı kampında, çıplak ayaklı küçük bir çocuk yıpranmış bir telefon kamerasının önünde duruyor. Tıpkı dünyadaki diğer çocukların popüler “Kollarını açmış bana koşuyorsun” trendinde yaptığı gibi kollarını ardına kadar açıyor. İki adım geriliyor, ufka bakıyor; sanki birini bekliyor ama kimse gelmiyor. Ne bir ayak sesi duyuluyor ne de ona doğru koşan bir baba gölgesi var. Bir an gülümsüyor, sonra yüzü asılıyor ve mırıldanıyor: “Bayramda babamın bana sarılmasını çok isterdim… ama babam şehit oldu.”
İşte Gazzeli çocuklar, basit bir çocuk trendini kayıplarının bir aynası haline böyle getirdi. Dünyanın dört bir yanındaki babalar çocuklarına doğru koşup onları kahkahalara ve sarılmalara boğarken, burada binlerce çocuk ağır bir boşluğun önünde duruyor. Sahneyi eksik oynuyor ya da taklit edemeden sadece izlemekle yetiniyorlar. Bazıları büyük bir abiye ya da yerinden edilmenin yorduğu bir anneye koşuyor, bazıları ise sadece havaya sarılıyor.
Sosyal medyada yarım kalan kucaklaşmalar
Sosyal medya platformlarında yayılan videolarda, kollarını açıp kendini çeken, ancak ona doğru koşan kimseyi bulamayınca kollarını yavaşça indiren çocuklar görülüyor. Başka bir videoda küçük bir kız çocuğu, babasıyla birlikte bir sığınmacı çadırında bu anı yeniden canlandırmayı başarıyor; basit görünen ama bu kadar büyük bir kayıp ortamında nadir bulunan bir manzara. Şehit Enes en-Neccar’ın çocukları gibi pek çokları içinse kenarda durup bu trendi izlemekten ve sessizce geçip gitmekten başka seçenek yoktu.
Iraklı sanatçı Zeyd el-Habib’in 2025 yılında çıkardığı şarkı, sözlerinde sıradan bir aile sıcaklığını taşıyordu ancak Gazze’de bambaşka bir anlam kazandı. Artık sadece koşmaya ve sarılmaya bir davet değil; çocukların hafızası için acımasız bir sınav ve telafisi imkansız bir yokluğun her gün hatırlatılması haline geldi.
Çadırlar arasında kayıp bir çocukluk
Kamplarda yaşayan bu çocuklar, günlerini yıpranmış çadırlar, çamurlu yollar, şiddetli gıda ve su kıtlığı arasında geçiriyor. Çoğu ebeveynlerinden birini veya her ikisini birden kaybetti. Enkaz altındaki binlerce kayıp kişi arasında babasının ya da annesinin akıbetini henüz bilmeyenler de var. Düzenli okullar ya da güvenli oyun alanları yok; sadece acımasız bir gerçekliğin ortasında çocukluktan bir an çalmaya yönelik tekrarlanan çabalar var.
Buradaki trend sadece bir taklit değil, özlemin sessiz bir ifade alanıydı. Kollarını açan bir çocuk sadece sarılmak için değil, burasının farklı olması gerektiğini, koşması, gülmesi, oğlunu havaya kaldırması gereken bir babanın olduğunu ama savaşın bu sahneyi sonsuza dek kestiğini söylemek için duruyordu.
Mart 2026 itibarıyla son istatistiklere göre, Gazze Şeridi’ndeki şehit sayısı 72 bine yaklaştı, yaralı sayısı 172 bini aştı ve binlerce kişi hâlâ enkaz altında kayıp. Bu rakamların ardında hiç bitmeyen bireysel hikayeler yatıyor; anne ve babalarını kaybeden, dünyayla kesik bir hafıza ve tamamlanmamış fotoğraflarla yüzleşen çocuklar.
Her videonun sonunda müzik bitiyor ve sahne asılı kalıyor. Açık kollarıyla, hiç gelmeyecek bir sarılmayı bekleyen bir çocuk. Ve Gazze’de trend ekranın sınırlarında bitmiyor; babanın yokluğuna ve koşmaya çalışan ama kendine doğru koşan kimseyi bulamayan bir çocukluğa dair günlük bir hikaye olarak devam ediyor.



