Haaretz yazarı Anshel Pfeffer’in kaleminden:
Geçtiğimiz cumartesi günü ABD Hava Kuvvetleri’ne ait bir kargo uçağının Gazze Şeridi’ne havadan attığı insani yardımın oradaki açlık krizini çözmesi pek mümkün gözükmüyor. Nitekim 38,000 adet “MRE” (meal-ready-to-eat/yenmeye hazır gıda) yaklaşmakta olan kıtlığa çok az etki edebilir. Pek çok insan, Biden yönetiminin bu hareketini, Gazze Şeridi’ndeki 2 milyon insana daha fazla yardım ulaştırması için İsrailli müttefikini utandırma girişimi olarak görüyor.
Eğer niyet buysa, Amerikalıların mesajı yerine ulaştırmak için daha çok çalışması gerekecek. Çünkü, yardımlar atıldıktan bir gün sonra üst düzey yetkililerle görüşmek üzere Washington’a giden Savaş Kabinesi Bakanı Benny Gantz bile bu konudaki eleştirilerin şiddeti karşısında şaşırdı.
Gantz’ın şaşkınlığı, bu konunun İsrail hükümetinin gündeminde ne kadar alt sıralarda yer aldığının bir yansıması. Beş aydır devam etmekte olan savaş boyunca, Gazze’ye temel insani ihtiyaçların tedariki konusunda İsrail’in net bir politikası olmadı. Halkın hissiyatına, siyasi söylemlere, sahadaki koşullara ve dış baskılara göre değişen bir pozisyona şahit olduk.
Hamas’ın 7 Ekim’deki saldırısının hemen ardından, rehineler serbest bırakılıncaya kadar Gazze’nin dünyayla bağlantısının kesilmesi gerektiği yönünde içgüdüsel bir tepki oluştu. İsrail’in; “öldüren, tecavüz eden ve yağmalayanların memleketi” için herhangi bir sorumluluk üstlenmesi gerektiği fikri “iğrenç” olarak görülüyordu.
O zamanki Enerji, şimdiki Dışişleri Bakanı Israel Katz’ın 8 Ekim’de su ve enerji kaynaklarının kesilmesi için emir verdiğini açıklaması kamuoyundaki havayı özetliyordu. Bu açıklama aynı zamanda pek çok İsrailli arasında, ülkenin Gazze’ye giden ürünlerin arzını gerçekten kesebileceği ve Gazze’de İsrailli rehineler varken, ürün geçişine izin vermemenin yapılabilecek en ahlaki ve pragmatik şey olduğu gibi yanlış bir düşünceyi de yerleştirdi.
Bu durum aynı zamanda hükümetin bakanlarının, ürün tedarikine izin vermeleri gerektiğini bildikleri halde bunu gizlemeye çalıştıkları bir durum yarattı. Örneğin Katz, suyu kestiğini duyurduktan iki gün sonra su tedariki yeniden başladığında bu konuda hiçbir şey söylemedi.
Savaşın hiçbir noktasında hiçbir bakan İsrail kamuoyuna Gazze’ye yardım ulaştırmanın ahlaki, hukuki ve pratik bir gereklilik olduğunu anlatmak için ciddi bir çaba sarf etmedi. 2019’daki ilk seçim kampanyasında; Holokost’tan kurtulan annesinin, düşman dahi olsalar Filistinlilerin yeterli yiyeceğe erişebilmesini sağlamasını salık verdiğinden bahseden Gantz’ın kendisi bile. [Gantz, geçmişte Genelkurmay Başkanlığı ve çeşitli bakanlık görevleri yaptıktan sonra, 2022 yılında kurulmasına öncülük ettiği Ulusal Birlik İttifakı ile Netenyahu’nun savaş kabinesine dahil olmuştu.]
Bu süreçte siyasi liderliğin zihninde Gazze’ye erzak girişine izin vermek o kadar utanç verici bir hale geldi ki, bu politikadaki her değişiklik gizlice, bazen kabinede hiç tartışılmadan gerçekleşti ve İsrail kamuoyu tarafından ancak medyadaki sızıntılar yoluyla bilinebildi. İlk olarak Mısır’dan (Refah sınır kapısından) sadece en temel gıda maddelerini taşıyan kamyonların geçişine izin verilmesi kararı alındı, daha sonra buna yakıt tankerleri de eklendi. Ardından ikmal konvoylarının İsrail’in Kerem Şalom sınır kapısından geçmesine müsaade edilmesi kararı geldi. Bunu ise, daha fazla yardım malzemesinin doğrudan İsrail’den ya da Aşdod Limanı üzerinden geçiş yapmasına kademeli olarak izin verilmesi izledi.
Ardından geçen hafta İsrail Savunma Kuvvetleri’nin (IDF), Gazze’ye giden ikmal konvoylarına bizzat eşlik etmesi kararı geldi ki bu karar ancak bu konvoylardan birinin izdihama uğraması ve onlarca Gazzelinin öldürülmesinin ardından kamuoyuna yansıdı. İzdihama oradaki IDF askerlerinin neden olup olmadığı önemli değil. İsrail’in müttefikleri de dahil olmak üzere dünya için, IDF’nin iki aydan uzun bir süredir “operasyonel kontrol”e sahip olduğunu iddia ettiği bölgelerdeki sivillere insani yardımın güvenli bir şekilde ulaşmasını sağlamak İsrail’in sorumluluğu.
İnsani yardımların sağlanması konusunda herhangi bir kararlılığın olmaması ise, bunları engellemeye kararlı olanların işini iyice kolaylaştırdı. Örneğin Maliye Bakanı Bezalel Smotrich, ABD’den Gazze’ye giden un sevkiyatını, hususi bir emir vererek Aşdod’da durdurmayı başardı. Kerem Şalom geçişini engellemeye çalışan çetelerin bunu çoğu zaman saatlerce yapabilmelerinin nedeni de bu.
Hükümetin Gazze’ye insani yardım ulaştırma konusundaki politikası intikam, cehalet ve beceriksizliğin bir bileşimidir. Nitekim bir IDF subayı, “O dönemde bu abartılı açıklamaları yapanlardan herhangi biri birkaç saniye düşünseydi, fikrinden vazgeçmek zorunda kalırdı,” dedi. “Bunun yerine saçma sapan popülist politikalar izlediler ve harekete geçmek için haftalarca beklediler. Gazze’yi beslemek için Kerem Şalom’u kullanacağımız belliydi, o halde neden iki aydan fazla bir süreyi böyle bir şey gerçekleşmeyecekmiş gibi davranarak geçirdiler?”
IDF’deki bazı üst düzey subaylar için ise “işgalci güç” olarak sorumluluk almaları gerektiği açıktı. Öyle ki, bir general kapalı bir toplantıda “Elbette bu bizim yükümlülüğümüz” dedi. “Bir bölgenin operasyonel kontrolünü elimizde tutuyorsak, orada yaşayanların ihtiyaç duydukları her şeye sahip olduklarından emin olmamız gerektiği çok açık. Bu sadece yasal yükümlülüğümüz değil aynı zamanda ahlaki yükümlülüğümüzdür. Dahası, Filistin halkına malzeme tedariki emri alırsak, bunu yapmak için planlarımız ve kabiliyetlerimiz var.”
Şu ana kadar, savaşın beşinci ayına girmemize rağmen, bu emir gelmedi.
(…)
“Bu bir kıtlık değil”
Şaşırtıcı olmayan bir şekilde, IDF ve güvenlik kurumları içinde bu konuda da farklı görüşler var. Savaş sırasında çeşitli noktalarda, İsrail dışı medya Gazze’de “kıtlık” olduğunu bildirdiğinde ve yardım kuruluşlarının söylediklerine geniş ölçüde itibar ettiğinde, Koordinasyon ve İrtibat İdaresi’nin bazı uzmanları Gazze’de gerçek bir gıda ve temel ihtiyaç maddesi sıkıntısı olmadığı konusunda ısrar etti.
Birliğin komutanı Albay Moshe Tetro, Kasım ayında “Savaştan önce Gazze’ye giren mal ve gıda miktarlarını biliyoruz” demişti. “Oradaki stokları ve şu anda ne kadarının daha girmekte olduğunu biliyoruz. Bu bir kıtlık değil ve kıtlık olmasına da izin vermeyeceğiz.”
Üst düzey bir savunma yetkilisi ise “Gazze’ye insani yardımların girmesine izin vermemiz gerektiğini söylemek, bu yardımların aynı zamanda Hamas’ın can damarı olduğu -ve dolayısıyla İsrail’in, halkımızı rehin tutan Hamas’a baskı yapmak için elinde tuttuğu kozlardan biri olduğu- gerçeğini gizliyor” dedi. “Bu, bu malzemeleri göndermememiz gerektiği anlamına gelmiyor, ancak burada başka meselelerin de dikkate alınması gerektiği anlamına geliyor.”
“Nihayetinde politikayı politikacılar yapmalı ve bu savaşta politika belirleme konusunda ne kadar kötü olduklarını gördük. Bunlar hiçbir siyasetçinin almak istemediği ve aldığında da kamuoyunun görmesini istemediği kararlar. Dolayısıyla hiçbir şeye karar verilemiyor, ortada bir politika yok ve biz sadece sahadaki baskılara tepki veriyoruz. Sorun şu ki, savaşmaya devam edebilmemizi sağlayan uluslararası meşruiyetimizin temeli, Gazze’ye temel gıda malzemelerinin ikmalini sürdürmekten geçiyor. Fakat politikacılar bunu İsrail kamuoyuna açıklamaktan bile korkuyorlar. İşin ahlâkî yönünü ise şöyle dursun!”
Daily Ummah

















