Norveç’te 22 Temmuz 2011 tarihinde aşırı sağcı terörist Anders Breivik’in hükümet binasını bombalayıp ardından Utøya Adası’ndaki gençlik kampını basarak 77 masum insanı katletmesinin ardından dönemin Başbakanı Jens Stoltenberg, tarihi bir duruş sergilemişti. Meydanlarda darağaçları kurmak ya da intikam yeminleri etmek yerine; “Cevabımız daha fazla demokrasi, daha fazla açıklık ve daha fazla insanlık olacak, fakat asla saflık değil” diyerek devlet aklının ve hukukun üstünlüğünün altını çizmişti. Norveç, öfkesine yenilip katilin şiddet diline teslim olmadan, bağımsız yargı mekanizmasıyla suçluyu mahkum ederek demokratik meşruiyetini korumuştu.
Bu trajik tecrübe, 23 Ekim’de Ürdün’ün Karak vilayetine bağlı Hammud köyündeki bir kiliseye taziye sırasında düzenlenen ve 9 kişinin hayatını kaybettiği, onlarca kişinin yaralandığı kanlı terör eyleminin ardından yeniden kamuoyunun gündemine taşındı.
Ortak yaşama kurşun ve yükselen infaz çağrıları
Bir kilisede cenaze merasimi için toplanan sivilleri hedef alan terör eylemi, sadece Hristiyan vatandaşları değil; Ürdün’ün tarihsel birlikteliğini, toplumsal dokusunu ve barış içinde bir arada yaşama kültürünü doğrudan hedef aldı. Yaşanan derin acı ve infialin ardından kamuoyunda yükselen “kamuoyu önünde aleni idam infazları yapılması” talepleri, hukuk ve devlet felsefesi açısından kritik bir tartışmayı beraberinde getirdi.
Devlet ciddiyeti ve itibarının meydanlarda toplanan kalabalıklar önünde kurulacak darağaçlarıyla ya da estirilecek korku dalgasıyla ölçülemeyeceğini belirten hukukçular ve siyasi analistler; devletlerin kabile refleksiyle değil, anayasa ve kurumsal meşruiyetle hareket etmesi gerektiğinin altını çiziyor.
Hukuk devleti ile terör örgütü arasındaki temel fark
Terörizmin en büyük tuzağının, toplumları savundukları temel insani ve anayasal değerlerden vazgeçmeye zorlamak olduğu vurgulanıyor:
- Meşruiyet kaynağı: Terörist hiçbir kanun tanımaz ve meşruiyeti olmadığı için saf şiddete sığınır; devlet ise tüm gücünü ve yaptırım hakkını anayasadan ve adil yargılama ilkelerinden alır.
- Adalet ve intikam ayrımı: Cezanın infazı bağımsız bir mahkeme kararının icrasıdır; bunu halka açık bir gösteriye dönüştürmek cezayı intikam aracına indirger.
- Güvenlik ve hukuk dengesi: Güvenlik güçlerinin failleri yakalama, hücreleri çökertme ve halkı koruma kararlılığı ile hukukun üstünlüğü ilkesi birbirinin zıddı değil, birbirini tamamlayan unsurlardır.
Devlet katilin yöntemini taklit ederek yenemez
Öfkenin en dorukta olduğu kriz anlarında dahi hukuk devleti ilkelerinden taviz verilmemesi gerektiğine dikkat çeken gözlemciler, teröristlerin toplumda korku, nefret ve kutuplaşma yaratmayı amaçladığını hatırlatıyor. Devletin teröristin şiddet ve intikam yöntemini benimsemesi, saldırganın zihniyetine verilmiş dolaylı bir zafer anlamına geliyor.
Ürdün’ün köklü anayasal kurumlarıyla bir intikam aygıtı değil, adalet mekanizması olduğunu kanıtlaması gerektiği belirtilirken; gerçek devlet itibarının intikam gösterisinde değil, en derin acıda dahi hukukun üstünlüğünden sapmayan soğukkanlılıkta yattığı kaydediliyor.


















