Uluslararası koalisyon güçlerinin Irak’tan çekilmesinin ardından Bağdat yönetiminin en kritik gündem maddesi haline gelen “silahların devlet tekeline alınması” süreci yeni bir tıkanıklıkla karşı karşıya. Kendi kurulmasında pay sahibi olan ve desteklediği Ali ez-Zeydi hükümetine karşı Hizbullah Tugayları başta olmak üzere bazı grupların sergilediği direnç, ülkedeki siyasi ve askeri dengeleri yeniden sarstı.
Anlaşmazlık yalnızca güvenlik protokolleriyle sınırlı kalmayıp, petrol sözleşmelerine dair yolsuzluk iddiaları ve Haşdi Şabi yasasındaki düzenlemelere ilişkin tartışmalarla daha karmaşık bir boyuta taşındı.
Yol haritası ve savunma öncelikleri tartışması
Silahlı gruplar mevcut tutumlarının devlete karşı bir başkaldırı olarak nitelendirilmesine karşı çıkıyor. Siyasi analist Ali Fadlullah, grupların ilk kez silahların devlet kontrolüne geçişi için resmi bir uzlaşma talep ettiğini belirtiyor. Koordinasyon Çerçevesi himayesinde hazırlanan 23 maddelik taslak metin; savaş ve barış kararının tamamen Başkomutan sıfatıyla başbakana devredilmesini öngörüyor. Ancak gruplar, hükümetin bu mutabakatı imzalamakta çekimser kaldığını savunuyor.
Grupların silah bırakmama gerekçeleri arasında bölgesel tehditler öne sürülüyor. Irak hava sahasının ihlallere açık olması, gelişmiş hava savunma sistemlerinin ve modern bir hava filosunun bulunmaması temel güvenlik açıkları olarak gösteriliyor. Gruplar, idari ve mali yolsuzluklar çözülmeden silah teslimine odaklanılmasını dış baskıların bir sonucu olarak değerlendiriyor.
Bağdat yönetimi ise askeri bir çatışmadan kaçınarak süreci diyalog yoluyla yönetmeye çalışıyor. Bazı gruplar silah bırakma konusunda uzlaşmaya varırken, özellikle Hizbullah Tugayları gibi yapılar bağımsız hareket etmeyi sürdürüyor.
Devlet otoritesi ve egemenlik çelişkisi
Siyaset bilimciler ise silahlı grupların tutumunda temel bir çelişki olduğuna dikkat çekiyor. Siyaset teorisyeni Talib Muhammed Kerim, savaş ve barış yetkisinin 45 milyonluk nüfusu temsil eden anayasal hükümette toplanmadığı sürece tam bir devlet egemenliğinden söz edilemeyeceğini ifade ediyor.
Modern devlet yapısının tesisi, yabancı yatırımların çekilmesi ve ekonomik istikrar için paralel silahlı yapıların varlığına son verilmesi gerektiği vurgulanıyor. Irak’ın karar mekanizmasının ABD ile İran arasındaki bölgesel gerilimlere rehin bırakılamayacağı belirtilirken, grup içi ayrışmalara da işaret ediliyor. Asaib Ehlilhak gibi unsurların kurumsal entegrasyona daha yakın durduğu, diğer sertlik yanlısı grupların ise geçiş sürecini riske attığı görülüyor.
Yapısal kriz ve statükoyu koruma arayışı
Madar Politika Merkezi Başkan Yardımcısı Ömer en-Nasır’a göre, krizin temelinde 2003 sonrası inşa edilen siyasi sistemin yapısal açmazları bulunuyor. Güç paylaşımı ve varoluşsal kaygılar nedeniyle gruplar ellerindeki askeri kozu bırakmak istemiyor.
Taraflar arasında ortak bir vizyon bulunmaması, Kolombiya’daki FARC süreci gibi kapsamlı bir uluslararası silahsızlanma modelinin uygulanmasını zorlaştırıyor. Mevcut şartlarda aktörlerin, Washington ile Tahran arasındaki bölgesel rekabetin sonuçlarını bekleyerek statükoyu sürdürme yoluna gittiği değerlendiriliyor.
Irak Cumhurbaşkanlığı Siyasi Danışmanı Halid el-Yakubi, geçtiğimiz ekim ayında yaptığı açıklamada, Başbakan Ali ez-Zeydi’nin ABD tarafıyla görüşerek silah teslimi için tanınan sürenin Haziran 2027 sonuna kadar uzatılmasını sağladığını duyurmuştu. Ancak sahadaki direnç, bu sürenin de sorunsuz tamamlanamayacağına işaret ediyor.



















