ABD belgelerinde 80 yıllık Müslüman Kardeşler korkusu: Tehdit mi?

ABD'de dış politika meselesi olarak başlayan İhvan tartışması, seçim arifesinde iç siyasetin ve kutuplaşmanın merkezine oturdu.

ABD belgelerinde 80 yıllık Müslüman Kardeşler korkusu: Tehdit mi?

Amerika Birleşik Devletleri ile Müslüman Kardeşler (İhvan) arasındaki ilk resmi temas, 27 Ağustos 1947 tarihinde Kahire’de gerçekleşti. ABD Büyükelçiliği Siyasi İşler Sorumlusu Philip Ireland ile İhvan’ın kurucusu Hasan el-Benna arasındaki bu tarihi görüşme, dönemin diplomatik tutanaklarında Benna’nın “hızlı konuşan, usta bir hatip” olarak nitelenmesiyle kayıtlara geçti. Benna, o dönem yükselen komünizm tehdidine karşı İslam’ın en büyük set olduğunu savunarak Washington ile iş birliği teklif etmiş, buna karşılık ABD’den Filistin meselesinde adil bir tutum talep etmişti.

Aradan geçen yaklaşık 80 yıllık süreçte, ABD diplomatik arşivlerinde bazen “komünizmle mücadelede araç”, bazen “aşırı milliyetçi ve faşist bir tehdit”, bazen de “bölgesel denge unsuru” olarak tanımlanan teşkilat; günümüz Amerika’sında artık bir dış politika başlığı olmaktan çıkıp doğrudan iç seçim kavgalarının ana malzemesine dönüştü.

Soğuk Savaş zihniyeti ve ilk diplomatik kodlar: ‘Faşist’ ve ‘Kızıl’ yaftası

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ertesinde Ortadoğu’da İngiliz nüfuzunu devralmaya hazırlanan Washington, İhvan hareketini müttefiki Londra’nın merceğinden okudu. ABD misyonunun 1944 tarihli raporlarında teşkilat “bağnaz ve aşırı milliyetçi bir cemiyet” olarak nitelendirildi. Dönemin Amerikan karar alıcıları, Hitler ile savaşın travması ve Sovyetler Birliği ile başlayan Soğuk Savaş paranoyasının etkisiyle dünyayı ikili bir ayrıma tabi tutuyordu: Liberal demokratlar ve komünistler; bu ikisinin dışında kalan her kitle hareketi ise faşizmin bir türevi olarak kodlanıyordu.

1948 yılında Kahire’yi ziyaret eden Ermeni asıllı Amerikalı gazeteci John Roy Carlson’ın kaleme aldığı raporlar ve Dışişleri Bakanlığı yetkilisi Samuel Kooper’ın 1950 tarihli bölgesel güvenlik belgesi, Washington’ın bakış açısını perçinledi. Bu belgelerde İhvan, “Batı yanlısı rejimleri komünistlerden bile daha fazla tehdit eden aşırı sağcı unsurlar” şeklinde tanımlandı.

1952 Hür Subaylar İhtilali sonrasında Cemal Abdünnasır’ın Sovyetler Birliği ile yakınlaşması ve ardından gelen 1956 Süveyş Krizi, dönemin ABD Başkanı Dwight Eisenhower yönetimini bölgede alternatif aramaya itti. Washington, Arap milliyetçiliğini dengelemek adına Suudi Arabistan liderliğindeki İslami blokla dirsek teması arayışına girse de İhvan’ın İsrail karşıtı çizgisi nedeniyle hiçbir zaman doğrudan ve resmi bir müttefiklik ilişkisine yanaşmadı.

Tahran rehine krizinden 11 Eylül’e: Gizli diyalog kapıları

İran’da 1979 yılında gerçekleşen devrim ve ardından yaşanan ABD Büyükelçiliği rehine krizi, Washington’ın kapısını üçüncü İhvan Mürşidi Ömer Tilmisani’ye çalmasına yol açtı. ABD yönetimi, Tahran’daki rehinelerin serbest bırakılması için Tilmisani’den arabuluculuk yapmasını talep etti. Enver Sedat döneminde sol akımlara karşı yeniden alan açılan hareket, 1980’li yıllarda CIA raporlarında “krize bağlı olarak radikallikten göreceli ılımlılığa evrilen bir denge unsuru” olarak kayıtlara geçti.

Ancak 1990’larda Sudan ve Cezayir’deki gelişmeler, ardından 11 Eylül saldırılarıyla başlayan “Teröre Karşı Küresel Savaş” doktrini, İhvan dosyasını tamamen değiştirdi:

  • İç Güvenlik Tehdidi Algısı: Teksas’ta görülen Kutsal Topraklar Vakfı (Holy Land Foundation) davası, İhvan bağlantılı yapıların ABD içindeki Müslüman çatı kuruluşlarıyla ilişkilerini Amerikan adalet sisteminin radarına soktu.
  • Kongre ve Lobi Baskısı: İsrail lobisi ve Cumhuriyetçi Parti içerisindeki aşırı sağ kanat, teşkilatın küresel bir tehdit ve “içeriden yürütülen ideolojik savaşın parçası” olduğu tezini ana akım siyasete taşıdı.
  • Arap Baharı Kırılması: 2011’de Mısır’da Muhammed Mursi’nin iktidara gelmesi ve ardından 2013’te gerçekleşen askeri müdahale, ABD Kongresi’nde Ted Cruz gibi isimlerin başını çektiği “İhvan’ı yabancı terör örgütü ilan etme” tasarısını tetikledi.

2026 ara seçimleri: ‘Kızıl-Yeşil ittifakı’ suçlaması sandığa yansıdı

Son yıllarda federal düzeyde ve bazı eyaletlerde İhvan’a karşı başlatılan yasal kısıtlamalar, 2026 kongre ara seçimlerinde Michigan Senato yarışının merkezine yerleşti. Demokrat Parti’nin Müslüman adayı Abdul El-Sayed, Cumhuriyetçi rakibi Mike Rogers ve Donald Trump’ın hedef tahtası haline geldi.

Trump ve sağ kanat siyasetçiler, El-Sayed’i geçmişte Mısır’daki devrim sürecine destek veren açıklamaları ve ailesi üzerinden “İhvan üyesi bir cihatçı” olmakla itham etti. New York Belediye Başkanlığı’nı kazanan Zohran Mamdani ve Abdul El-Sayed üzerinden “Kızıl-Yeşil ittifakı” (Sosyalistler ile İslamcıların ortaklığı) teorisini işleyen Cumhuriyetçi kanat, bu retoriği muhafazakar tabanı mobilize etmek için kullandı.

Bağımsız doğrulama kuruluşları iddiaların hiçbir somut kanıta dayanmadığını ortaya koyarken; anketlerde önde giden El-Sayed bu suçlamaları kesin bir dille reddetti. Tarihsel süreç, yaklaşık 80 yıl önce komünizme karşı müttefiklik teklif eden ve pragmatik gerekçelerle dış politika masasında tutulan bir hareketin; bugün Amerikan iç siyasetinde tüm kesimlerin birbirini yaftalamak için kullandığı bir “iç düşman” şablonuna dönüştüğünü gösteriyor.

ABD belgelerinde 80 yıllık Müslüman Kardeşler korkusu: Tehdit mi?
Haber Bülteni
Bültenimize Katılın

Tamamen Ücretsiz Olarak Bültenimize Abone Olabilirsin

Yeni haberlerden haberdar olmak için fırsatı kaçırma ve ücretsiz e-posta aboneliğini hemen başlat.

Spam göndermiyoruz. İstediğiniz zaman abonelikten çıkabilirsiniz.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

0/30 karakter

KAI ile Sohbet Et

Yapay zeka asistanı
Sohbet sistemi şu anda aktif değil. Lütfen daha sonra tekrar deneyin.