“Biz savaştayız…” ABD Başkanı Donald Trump’a, bir Amerikan savaş uçağının İran topraklarında düşmesinin ABD ile İran arasındaki diplomatik görüşmeleri etkileyip etkilemeyeceği sorulduğunda verdiği ilk yanıt bu oldu. Trump, “Hayır, kesinlikle hayır. Hayır, bu bir savaş.” diyerek müzakere sürecinin durduğunu reddetse de savaşın devam ettiğini vurguladı.
Ancak cuma günü İran topraklarında düşen uçağın iki pilotundan birinin akıbeti netleşene kadar ABD’nin tutumundaki belirsizlik sürüyor. Amerikan özel kuvvetleri pilotlardan birini kurtarmayı başarırken, ikincisini arama çalışmaları devam ediyor. İngiliz The Telegraph gazetesi yayımladığı bir raporda, kayıp pilotun akıbetinin savaşın geleceğini 3 olası senaryoya göre belirleyeceğine dikkat çekti:
Pilotun esir düşmesi, savaşı bitirme baskıları nedeniyle gerilimin düşmesine yol açabilir. Ölü bulunması, ABD’yi intikam veya ek kazanımlar elde etme arzusuyla daha fazla tırmanışa itebilir. En zor senaryo ise İran’ın pilotun durumu hakkında sessiz kalması ve ABD’nin onun akıbetini öğrenememesi olabilir. Öte yandan raporlar, İran’da yerel bir seferberlik olduğunu, kabilelerin ve halkın topraklarını savunmaya hazır olduğu bir ortamda bazı yetkililerin Amerikan askerlerinin yakalanması veya öldürülmesi karşılığında ödüller vadettiğini gösteriyor.
Baskı altında müzakereler
ABD kuvvetlerinin İran içinde düşürülen F-15 uçağının pilotlarından birini kurtarması önemli bir başarı olsa da ikinci pilotun akıbetinin belirsizliği, en azından arama çalışmaları sürdüğü müddetçe Washington’ı beklemeye ve müzakereleri sürdürmeye itiyor.
The Telegraph‘ın analizine göre, pilotun esir düşmesi durumu medya üzerinden İran’ın lehine ve ABD’nin aleyhine kullanılma riskini artırıyor. Tahran, rehinelerin siyasi bir baskı aracı olarak kullanıldığı 1979’daki ABD rehine krizi senaryosunu yeniden canlandırabilir. İran’ın esir pilotun görüntülerini yayınlaması halinde Trump, askeri operasyonları durdurması ve müzakere etmesi yönünde iç baskılarla karşılaşacak ve bu da Washington için daha az elverişli şartlarda bir ateşkesi zorunlu kılabilecektir.
İntikam dürtüsü ve tırmanma riski
Pilotlardan birinin kurtarılması ABD için büyük bir başarı olarak görülüyor ve bu durum, özellikle Başkan Trump’ın kara harekatı seçeneğini değerlendirdiği bir dönemde Washington’ı askeri operasyonlarını tırmandırmaya teşvik edebilir. Kurtarma operasyonlarının İran topraklarının derinliklerinde başarıya ulaşması askeri planlamacıları cesaretlendirebilir. Nitekim uçağın düşmesinin ardından “C-130” nakliye uçakları ve keşif uçaklarının yanı sıra dağlık alanların üzerinde alçaktan uçan “Black Hawk” helikopterleri görüldü.
Ancak The Telegraph, ikinci pilotun (ister esaret altındayken ister başarısız bir kurtarma girişimi sırasında) ölmesi senaryosunun büyük bir tırmanışa ve muhtemelen ABD’nin karadan müdahalesine yol açabileceğini öne sürüyor. Böyle bir durumda Trump, başta asker aileleri ve siyasiler olmak üzere güçlü bir misilleme baskısı altında kalacak ve verilecek yanıt, hava saldırılarını aşarak İran içindeki kara operasyonlarına dönüşebilecektir. Buna karşılık İran, askeri kapasitesinin zarar görmüş olmasına rağmen, yıpratma savaşı için uygun bir ortam sağlayan zorlu coğrafyasından yararlanarak olası bir kara işgaline hazır olduğunu vurguluyor.
Belirsizlik ve “müzakere kozu”
Üçüncü senaryoya göre İran; ateşkes, Hürmüz Boğazı’nda seyrüsefer kontrolü, ABD askeri operasyonlarına kısıtlamalar getirilmesi ve hatta yaptırımların hafifletilmesi gibi daha geniş tavizler koparmak amacıyla pilotu (esir alınmış veya öldürülmüş olsa bile) durumunu açıklamadan bir müzakere kozu olarak elinde tutabilir.
The Telegraph‘a göre böyle bir durumda Trump, İran’ın taleplerine boyun eğmek ile krizin uzamasının iç siyasetteki maliyetine katlanmak arasında bir denge kurmak zorunda kalacak. Bu olaydan önce savaşın hızını ve gidişatını ABD kontrol ediyordu; ancak şimdi kayıp pilotun akıbeti, çatışmanın yönünü (tırmanma veya yatışma) belirleyecek belirleyici bir faktör haline gelmiş durumda.


