İran Yargı Erki Avukatlar Merkezi Başkanı Hasan Abdoliyanpur, ülkenin güneyindeki Minab kentinde bulunan Şecere-i Tayyibe Okulu’na düzenlenen ölümcül hava saldırısıyla bağlantılı olarak ABD ve bazı Körfez ülkeleri aleyhine dava açıldığını duyurdu. Saldırının faillerinin ve lojistik destekçilerinin cezalandırılması amacıyla Tahran yönetimi, hem iç hukukta hem de uluslararası platformlarda geniş kapsamlı bir hukuki mücadele yürütüyor.
2 bin 600 sayfalık dosya mahkemeye sunuldu
İran yargı makamları, saldırının planlanmasından icrasına kadar tüm aşamaları belgeleyen “Sorumluluk Zinciri” başlıklı kapsamlı bir delil dosyası hazırladı. Hürmüzgan Eyaleti Yargı Erki Başkanı Mücteba Kahramani, 12 ciltten oluşan ve 2 bin 600 sayfayı aşan ceza dosyasının tamamlanarak Tahran 55. Hukuk Dairesi’ne sevk edildiğini bildirdi.
Dava dosyasında; hava sahası tahsisi, askeri üs temini ve havada yakıt ikmali gibi operasyonel destekleri sağlayan kişi, kurum ve devletlerin listelendiği kaydedildi. 24 Kasım’da mağdur ailelerin katılımıyla gerçekleştirilecek duruşmanın yanı sıra İran tarafı, iki Avrupa ülkesinde de yargı yoluna başvurulduğunu açıkladı.
BM ve Af Örgütü: Sivil okulun hedef alınması savaş suçudur
Uluslararası toplum da Minab saldırısını yakından takip ediyor. Birleşmiş Milletler (BM) Bağımsız İran Soruşturma Misyonu, yayımladığı raporda söz konusu okulun 28 Şubat’ta ABD güçleri tarafından vurulduğuna ve sivil hedefin kasten vurulmasının savaş suçu teşkil ettiğine dair makul gerekçeler bulunduğunu belirtti.
Uluslararası Af Örgütü ise Washington yönetimine seslenerek istihbarat raporlarını, hedef seçimi kararlarını ve yapay zeka sistemlerinin bu saldırıda ne ölçüde kullanıldığını kamuoyuna açıklama çağrısında bulundu. Örgüt, sorumluların yargı önüne çıkarılması ve mağdurların tazminat haklarının güvence altına alınması gerektiğini vurguladı.
Uluslararası mahkemelerde yargılama engelleri
Tahran yönetiminin hukuki girişimlerine rağmen davanın uluslararası arenada ilerlemesi ciddi hukuki barikatlara çarpıyor. Uluslararası Adalet Divanı’nın (UAD) yalnızca devletler arasındaki uyuşmazlıklara bakması ve ABD’nin yargı yetkisini tanımasını şart koşması, Washington’ın doğrudan mahkeme önüne çıkarılmasını zorlaştırıyor.
Öte yandan ne İran ne de ABD Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin (UCM) Roma Statüsü’ne taraf bulunuyor. İran, statünün 12. maddesi kapsamında tek taraflı deklarasyonla geçici yetki tanıyabilse de davanın UCM Başsavcılığı tarafından resmen kabul edilmesi ve soruşturulması karmaşık usul süreçlerine bağlı kalıyor.
Evrensel yargı yetkisi ve devlet dokunulmazlığı engeli
Avrupa mahkemelerinde açıldığı belirtilen davalarda ise bazı ülkelerin ulusal yasalarında yer alan “evrensel yargı yetkisi” devreye sokulmaya çalışılıyor. Ancak bu yolda da üst düzey kamu görevlilerinin diplomatik dokunulmazlıkları ve devlet dokunulmazlığı ilkesi büyük bir engel teşkil ediyor.
Uluslararası Adalet Divanı’nın içtihatlarına göre, silahlı çatışma kapsamındaki askeri eylemlere karşı açılan tazminat davalarında devlet dokunulmazlığı kolaylıkla aşılamıyor. Mahkemeler tazminata hükmetse dahi, yabancı devlet mallarının haczedilemezliği kuralı nedeniyle kararların fiilen tahsil edilmesi en kritik tıkanma noktası olarak değerlendiriliyor.

















