İstanbul’un tarihi kara surları boyunca uzanan Sulukule Kapısı, her gün önünden geçen binlerce kent sakinine sıradan bir geçit gibi görünse de kentin kaderini tayin eden en kritik anların izlerini taşıyor. Fatih Sultan Mehmet’in ordularının 1453 yılında surları aşmak için toplarla en yoğun taarruzları gerçekleştirdiği hatta yer alan tarihi kapı, yüzyıllar süren sessizliğinin ardından bugün megakentin canlı dokusuna ev sahipliği yapmaya devam ediyor.
Bizans’ın savunma kalkanından fethin merkez üssüne
Tarihi Theodosius Surları üzerinde, Topkapı ile Edirnekapı arasında konumlanan kapı, Bizans döneminde “Pempton” adıyla biliniyordu. Bayrampaşa’dan doğup Vatan Caddesi güzergahını izleyerek Yenikapı’dan denize dökülen tarihi Lykos (Bayrampaşa) Deresi’nin surlarla kesiştiği çukur havzada yer alması, burayı kentin kara savunması açısından hem stratejik hem de kırılgan bir nokta haline getirdi.
1453 kuşatması sırasında Fatih’in devasa Şahi toplarının yöneldiği en sıcak cephelerden biri olan bölge, fethin ardından uzun süre örülü kalarak kapalı tutuldu. 19. yüzyılın sonlarında yeniden ulaşıma açılan geçit, 1894 yılındaki büyük İstanbul depreminde ciddi hasar gördü ve güney kulesinin büyük bölümü yıkılarak günümüze yalnızca kuzey cephesi ulaşabildi.
İsmini altından akan sulardan alan kapı
Sanat tarihçisi Elif Rana Kabaklıoğlu, “Sulukule” adının fetihten bu yana kullanıldığını ve doğrudan bölgedeki su varlığıyla ilişkili olduğunu ifade ediyor. Sur altından geçen Lykos Deresi’nin Osmanlı döneminde zamanla kuruduğunu belirten Kabaklıoğlu, tarihi kapının taşlarında farklı medeniyetlerin izlerinin üst üste bindiğini söylüyor:
“Kapının üst mermer lentosunda bir haç motifi görülebilirken, Bizans ve Osmanlı dönemlerinde yapılan güçlendirme ve onarımların kitabeleri hâlâ okunabiliyor. Depremler, yangınlar ve kuşatmalar atlatan surlar, hükümdarların emirleriyle defalarca yenilendi.”
Kuşatma hattından renkli bir yaşam alanına
Sulukule yalnızca askeri tahkimatlarla değil, yüzyıllar içinde değişen sosyokültürel yapısıyla da İstanbul tarihinin özel bir parçasını oluşturuyor. Bizans döneminde sur dışında göçebe bir hayat süren Roman topluluklarının kente kabul edilmesinin ardından kapı çevresi kalıcı bir yerleşim merkezine dönüştü.
Osmanlı döneminde de varlığını koruyan bu mahalle dokusunda halk; sur diplerine yaslanan evlerde katırcılık, nalbantlık, demircilik ve bakırcılık gibi zanaatlarla geçimini sağladı. 1453 kuşatmasının en kanlı çarpışmalarına sahne olan savunma hattı, bugün fethin izlerini taşıyan taş bloklarıyla geçmişle gelecek arasında köprü kurmayı sürdürüyor.

















