Tarihsel bağları, ortak kültürü ve “iki devlet, tek millet” anlayışıyla bölgesel dengeleri şekillendiren Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler, son dönemde kamuoyunda dikkat çeken bir tartışma sürecinden geçiyor. Uzmanlar ve saha gözlemcileri, iki müttefik ülke arasında zaman zaman su yüzüne çıkan fikir ayrılıklarını kan bağı bulunan kardeşler arasındaki geçici kırgınlıklara benzetirken, meselenin perde arkasında derin toplumsal hassasiyetler ile bölgesel aktörlerin etkileri yer alıyor.
Başörtüsü tartışması ve toplumsal travmaların yansıması
İki ülke arasındaki gerilimin ilk kıvılcımını, Azerbaycan’da ilköğretim öğrencileri ve ardından öğretmenler nezdinde gündeme gelen başörtüsü kısıtlamalarına dair uygulamalar oluşturdu. Türkiye’de geçmiş yıllarda uzun süre yaşanan ve toplumsal hafızada derin izler bırakan başörtüsü yasakları, benzer görüntülerin Bakü’de yaşanması üzerine Türkiye kamuoyunda hassas bir duyarlılık dalgası yarattı.
Sosyal medya mecralarında başlayan eleştiriler zamanla sertleşirken, bazı siyasilerin ve danışmanların temkinli uyarıları Bakü medyasında tepkiyle karşılandı. Karşılıklı sert yayınların ardından Azerbaycan yargısının bazı sosyal medya kullanıcıları ve yazarlar hakkında uluslararası yakalama talebinde bulunması krizi bürokratik bir boyuta taşıdı.
Fidan’ın Bakü ziyareti ve provokasyon iddiaları
Gerilimin tırmandığı günlerde Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı (CICA) Zirvesi vesilesiyle Bakü’ye çıkarma yaparak Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile baş başa görüştü. Fidan’ın iki ülke ilişkilerinin sarsılmazlığına yönelik yapıcı mesajlarına rağmen, ziyaretin hemen ardından Bakü’deki bazı yayın organlarında ortaya atılan asılsız iddialar süreci baltalamaya çalıştı.
Bakan Fidan’ın Aliyev yönetimini hedef alan sivil toplum unsurlarıyla temas kurduğu yönündeki amatörce kurgulanmış iddialar hızla yayından kaldırılsa da, bölgesel analistler bu provokasyonların arkasında FETÖ gibi yapıların parmak izi bulunduğuna ve ikili güveni zedelemeyi amaçladığına işaret etti.
İsrail ve İran faktörünün ikili ilişkilere etkisi
Krizin derinleşmesinde üçüncü ülkelerle yürütülen temaslar da etkili oldu. İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog’un Türk hava sahasını kullanarak Bakü’ye gitmesi ve Aliyev ile görüşmesi, özellikle Gazze hassasiyeti taşıyan Türk sivil kamuoyunda sorgulandı. Bakü yönetimi ise dış politikasının bağımsız olduğunu belirterek Gazze’ye yardımları sürdürdüğünü savundu.
Öte yandan Tahran yönetimi de krizde önemli bir rol oynadı. İran medyasının Azerbaycan’daki başörtüsü kısıtlamalarına karşı başlattığı sert yayın politikası, bölgedeki Şii nüfusu etkileyerek tartışmaları körükledi. Türkiye ile Azerbaycan’ın Kafkasya’daki yakın işbirliğinden uzun süredir rahatsızlık duyan güçlerin, oluşan çatlakları büyütmek için propaganda yürüttüğü değerlendiriliyor.
Türk Devletleri Teşkilatı Zirvesi krizin sonunu getirebilir
Yaşanan dalgalanmaya rağmen hem Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hem de Cumhur İttifakı ortakları, Bakü ile köprüleri koruyan diplomatik ve dostane dili sürdürüyor. Türk resmi kurumları krizi tırmandırıcı açıklamalardan titizlikle kaçınırken, düğümün Ankara’daki kritik zirvede çözülmesi bekleniyor.
Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi kapsamında Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in dönem başkanlığını devretmek üzere Ankara’ya gelmesi ve Erdoğan ile baş başa bir görüşme gerçekleştirmesi öngörülüyor. Stratejik ortaklıkları ve Kafkasya’daki ortak hedefleri vazgeçilmez olan iki kardeş ülkenin, liderler diplomasisiyle bu gerginliği geride bırakacağına kesin gözüyle bakılıyor.

















