yüzyılın başlarında İslam dünyasını saran anayasa, parlamento ve sömürge karşıtı uyanış dalgasının en kritik duraklarından biri İran oldu. 1905 yılında başlayıp 1911’e kadar süren İran Meşrutiyet Devrimi, mutlak monarşiyi sınırlamak ve hukukun üstünlüğünü tesis etmek amacıyla yola çıksa da iç çatışmalar, dış müdahaleler ve fraksiyonel hesaplaşmalar nedeniyle kendi liderlerini tasfiye eden trajik bir sürece dönüştü.
Tütün İsyanı’ndan Meşrutiyet Fermanı’na
yüzyıl boyunca Kaçar Hanedanlığı yönetiminde Rusya ve İngiltere’nin artan nüfuz mücadelesine sahne olan İran’da ilk kitlesel uyanış, 1890 yılındaki tütün imtiyazına karşı patlak verdi. Şah Nasreddin’in tütün tekelini bir İngiliz şirketine devretmesi üzerine Şii ulemanın öncülüğünde başlayan boykot, saray kadınlarının dahi tütün kullanımını bırakmasıyla sonuçlandı ve halk iradesinin ilk büyük zaferi olarak kayıtlara geçti.
Bu süreçte İstanbul’da yayımlanan reformist “Ahter” gazetesi, Cemaleddin Afgani’nin düşünceleri ve Tahran’daki Darülfünun mektebinden yetişen aydınlar, anayasal bir monarşi talebini olgunlaştırdı. 1905 yılı sonunda şeker tüccarlarının kırbaçlanmasıyla fitili ateşlenen protestolar, Muzaffereddin Şah’ın Ağustos 1906’da meclisin açılmasını ve anayasanın hazırlanmasını öngören Meşrutiyet Fermanı’nı imzalamasıyla sonuçlandı.
Laik ve İslamcı kanatların derin ayrışması
Meclisin kurulmasının ardından devrim saflarında derin fikir ayrılıkları baş gösterdi:
Laik ve milliyetçi kanat: Fransız modelinden esinlenen, din ile devlet işlerinin ayrılmasını ve kapsamlı modernleşmeyi savunan aydınlar ve bürokratlar.
Ulema kanadı: Mirzâ-yi Nâînî ve Ahund Horasânî gibi meşrutiyeti meşru gören isimlerin yanı sıra, “Meşrutiye-i Meşrua” (şeriata uygun anayasal düzen) talebiyle Şeyh Fazlullah Nuri’nin başını çektiği gelenekçi cephe.
Fikir ayrılıkları kısa sürede siyasi kamplaşmaya dönüştü ve devrimci kanatlar arasındaki uzlaşmazlık rejimi yeniden güçlendirecek zemini hazırladı.
Şahın darbesi: Parlamentonun bombalanması
1908 yılında Muhammed Ali Şah, meclisteki radikal kanatları gerekçe göstererek Rus komutasındaki Kazak Tugayı’na parlamentoyu kuşattırdı ve bina top ateşine tutuldu. Tebriz’de Settar Han ve Bakır Han öncülüğünde başlayan direniş hareketi 1909’da Tahran’ı geri alıp Şah’ı tahttan indirse de devrim içi tasfiyeler durmadı. Şeyh Fazlullah Nuri devrim mahkemesi kararıyla idam edilirken, aydınlar ve din adamları arasındaki kanlı hesaplaşmalar devrimin meşruiyet zeminini aşındırdı.
Kuzeyde Mirza Küçük Han liderliğinde kurulan Gilan Sovyet Cumhuriyeti gibi yerel hareketler Moskova ile Tahran arasındaki diplomatik pazarlıklar sonucu yalnız bırakıldı. Ülkedeki kaos ortamı, 1921’de İngiliz destekli darbeyle öne çıkan Rıza Han’ın (Rıza Şah Pehlevi) 1925’te hanedanlığı ele geçirerek mutlakıyetçi bir rejim kurmasına yol açtı.
1979 Devrimi’ne uzanan miras
Meşrutiyet dönemindeki meclis tartışmalarını gençlik yıllarında doğrudan izleyen Ayetullah Ruhullah Humeyni, anayasa krizinden çıkardığı dersleri 1979 İslam Devrimi sonrasındaki devlet mimarisine taşıdı. Meclis, Anayasayı Koruyucular Konseyi ve Düzenin Maslahatını Teşhis Konseyi’nden oluşan çok katmanlı yapı, Meşrutiyet döneminde yaşanan “laik-şer’i” çatışmanın kurumsal bir dengeye oturtulması çabasının bir sonucu olarak şekillendi.






















