Avrupa genelinde derinleşen konut yetersizliği, kamu hizmetlerindeki aksamalar ve hayat pahalılığı, göçmen karşıtı söylemlerin ana yakıtı haline geldi. İskoçya’nın Glasgow kentindeki sokak gerilimlerinden İngiltere hükümetinin oturum şartlarını zorlaştırma adımlarına ve Almanya’da aşırı sağın iktidar kapısını aralamasına kadar kıta genelinde sığınmacılar ağır bir siyasi faturayla karşı karşıya bulunuyor.
Kamu hizmetlerindeki yapısal krizlerin sorumluluğunun göçmenlere yüklenmesi, popülist hareketlerin kamuoyu desteğini artırmasına zemin hazırlıyor.
Glasgow’da sığınmacı yoğunluğu ve konut krizi
Financial Times’ın aktardığı verilere göre, uzun yıllar İskoçya’da sığınmacılara ev sahipliği yapan tek merkez konumundaki Glasgow, Birleşik Krallık genelinde nüfusa oranla en yüksek sığınmacı ağırlayan şehir oldu. Londra’nın 4 katı bir orana ulaşan kentte kayıtlı sığınmacı sayısı 3 bin 900’ü aştı.
İçişleri Bakanlığı’nın birikmiş iltica dosyalarını hızlandırması, yüzlerce yeni mültecinin doğrudan belediyenin evsizler barınma sistemine geçiş yapmasına yol açtı. İskoç Mülteci Konseyi ve insan hakları örgütleri, konut sıkıntısının temelinde 1980’lerden bu yana yeterli sosyal konut inşa edilmemesinin yattığını belirtse de aşırı sağcı “Reform UK” partisinin işçi mahallelerindeki oy tabanını genişlettiği gözleniyor.
İngiltere’de 10 yıl şartı İşçi Partisi’ni böldü
Londra’da ise hükümetin göçmen politikalarını sertleştirme girişimi parlamento içinde krize neden oldu. İçişleri Bakanı Shabana Mahmood’un süresiz oturum izni (ILR) alma süresini 5 yıldan 10 yıla çıkarma planı, kendi partisi içindeki vekillerin sert muhalefetiyle karşılaştı.
Düzenlemenin ülkedeki mevcut göçmenlere geriye dönük uygulanmak istenmesi tepkileri tırmandırdı:
- Vekillerden Muafiyet Talebi: İşçi Partili milletvekili Neil Duncan-Jordan öncülüğündeki 64 milletvekili, nitelikli işçi vizeleri ve sosyal bakım personelinin 5 yıllık haktan yararlanmaya devam etmesini talep etti.
- Bakım Sektöründe Açık: UNISON sendikasının analizleri, yerel iş gücünün göçmenlerin bıraktığı boşluğu dolduramadığını ve yeni kuralların sağlık sistemini çökerteceğini ortaya koydu.
Tepkilerin ardından hükümetin itiraz eden vekillere taviz verme yollarını aradığı aktarılıyor.
Almanya’da AfD için tarihi eşik: Saksonya-Anhalt
Siyasetin aşırı sağa kayması sadece söylem düzeyinde kalmıyor, doğrudan iktidar gücüne dönüşüyor. Almanya’da aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin, 6 Eylül’de Saksonya-Anhalt eyaletinde yapılacak seçimlerde tarihi bir başarı elde ederek mutlak çoğunluğa ulaşabileceği belirtiliyor. Bu durum gerçekleşirse, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana radikal sağ bir parti ilk kez bir Alman eyalet yönetiminin başına geçecek.
258 sayfalık radikal manifesto
AfD’nin eyalet başbakan adayı Ulrich Sigmund liderliğinde hazırlanan 258 sayfalık seçim bildirisi; eyalet polisi, istihbarat, eğitim ve kamu yayıncılığını doğrudan kontrol altına almayı hedefliyor.
Programda yer alan maddeler şu radikal hedefleri içeriyor:
- Ukraynalı sığınmacıların ülkelerine geri gönderilmesini içeren kitlesel “tersine göç” süreci.
- Temel anayasal sığınma hakkının tamamen lağvedilmesi.
- “Kültürel olarak uyumsuz” görülen yabancı nitelikli iş gücü alımının durdurulması.
Analistler, sokaktaki ekonomik huzursuzluk ile iktidar hedefleri arasındaki bu tehlikeli örtüşmenin, Avrupa’da göçmenleri giderek daha savunmasız bir geleceğe sürüklediğini vurguluyor.






















