Lübnan güvenlik güçlerinin Dahr el-Beyder bölgesinde ele geçirdiği patlayıcı yüklü kamyon, ülkedeki siyasi ve mezhepsel fay hatlarını yeniden çatlattı. Hizbullah’ın askeri kanadı ile devletin güvenlik tekeli arasındaki yetki çatışmasını derinleştiren olay, yargı sürecinin hangi mercide yürütüleceğine dair sert bir siyasi krize dönüştü.
Askeri Mahkeme Hükümet Temsilcisi Yargıç Claude Ghanem, yürütülen soruşturma kapsamında ikisi tutuklu sekiz kişi hakkında resmi dava açtı. Şüphelilere devletin iç güvenliğini tehlikeye atmak, hükümet kararlarına aykırı hareket etmek ve ruhsatsız silah ile patlayıcı madde bulundurmak suçlamaları yöneltildi. Dosyanın askeri tahkikat hakimine sevk edilmesiyle birlikte, sanıklar hakkında zorla getirme ve tutuklama kararlarının çıkarılması bekleniyor.
Hizbullah mühimmatı sahiplendi, iadesini istedi
Kamyonun yakalandığı ilk andan itibaren gerilim tırmandı. Hizbullah kanadı patlayıcıların örgüte ait olduğunu, İsrail’e karşı yürütülen “direniş faaliyetleri” kapsamında güney hattına sevk edildiğini belirterek kamyonun derhal iade edilmesini talep etti.
Buna karşın Cumhurbaşkanlığı ve Başbakan Nevvaf Selam liderliğindeki hükümet yetkilileri, olayın sonuna kadar aydınlatılması ve devlet otoritesinin korunması yönünde tavır aldı. Muhalefet cephesi ise dosyanın, Beyrut Limanı patlaması gibi kritik terör ve devlet güvenliği davalarına bakan Adalet Konseyi’ne (Yüksek Adalet Divanı) devredilmesini istedi.
Adalet Konseyi mi, Askeri Mahkeme mi?
Siyasi analist Bişara Şerbel, krizin Askeri Mahkeme’ye taşınmasının hükümet tarafından geçici bir formül olarak benimsendiğini belirtiyor. Şerbel’e göre Lübnan Güçleri Partisi ve Adalet Bakanı Adil Nassar’ın dosyayı Adalet Konseyi’ne sevk etme baskısı, Askeri Mahkeme’yi daha ciddi ve hızlı adımlar atmaya zorladı:
- Parti tüzel kişiliği riski: Davanın Adalet Konseyi’ne taşınması durumunda Hizbullah, münferit kişiler üzerinden değil doğrudan bir siyasi parti olarak suçlamaların odağına oturacaktı.
- Geçici tansiyon düşürücü: Dosyanın Askeri Mahkeme’de tutulması, hükümetin yargı sürecini işletirken siyasi gerilimi doğrudan şahıslar düzeyinde sınırlı tutma arayışını yansıtıyor.
“Devlet egemenliği ve direniş meşruiyeti” tartışması
Hizbullah ve Emel Hareketi tabanı ise Lübnan anayasası ve mevzuatının işgale karşı direnişi meşru kıldığını savunuyor. Bölgedeki analistlerden Ali Haydar, devletin İsrail saldırılarına karşı sınırları koruma kabiliyetinin yetersiz olduğunu ve silahların caydırıcı bir güç teşkil ettiğini öne sürdü.
Gazeteci Yusuf Diyab ise yargı kararının basit bir kabahat dosyası olmadığını vurguladı. İlk bulguların, hükümetin devlet dışı silahlı yapılanmaları yasaklayan kararlarının açıkça çiğnendiğini ve suçun “devlet güvenliğine karşı örgüt kurma ve egemenliği zedeleme” kapsamına girdiğini gösterdiğini aktardı. Hizbullah resmi bir açıklama yapmazken, dosyanın seyrinin Lübnan’daki kırılgan iç dengeleri doğrudan etkilemesi bekleniyor.

















