Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) Devlet Başkanı Şeyh Muhammed bin Zayed’in Ürdün ziyaretinin içeriği, iki ülke arasında çeşitli alanlardaki ortak anlayışları yansıtıyordu. Ziyaret kapsamında Filistin meselesi ve Suriye krizinin yanı sıra stratejik ekonomik ortaklıklar ve çeşitli alanlardaki BAE yatırım fırsatları görüşüldü.
Amman ve Abu Dabi arasındaki anlayışlar, Filistin meselesini ele almaya, iki devletli çözüm temelinde adil ve kapsamlı bir barış sağlamaya, aşırı sağcı İsrail hükümetinin süregelen ihlalleriyle mücadele etmeye ve Mescid-i Aksa’ya yapılan baskınlar gibi sürekli provokasyonlarla, aşırı sağın Kudüs’teki statükoyu zamansal ve mekansal olarak değiştirme girişimleriyle ilgilenmeye dayanıyor.
Ziyaret, Şeyh Muhammed bin Zayed Al Nahyan’ın başa geçmesinin ardından Ürdün’ün başkenti Amman’a yaptığı ilk ziyaret olması nedeniyle ayrı bir öneme sahip. Şarku’l Avsat’a konuşan siyasi kaynaklara göre ziyaretin odak noktasını “Arap Komitesi’nin Suriye dosyasıyla ilgili yaklaşan toplantısından önce, Suriye dosyasıyla ilgili geniş ve kapsamlı ayrıntılarla, Amman mutabakatlarını uygulama yolları” oluşturdu.
Bu noktada Amman, Abu Dabi’nin Suriye rejimi ile yeniden normal ilişkilere dönmede elde ettiği önceliğe, BAE’nin Esed rejimine yönelik siyasi açılımına ve iki ülkenin liderlik düzeyinde karşılıklı ziyaretlerine güveniyor. Zira Şam’daki Ürdün Büyükelçiliği’nin açılmasına rağmen ilişkilerde belli bir soğukluk devam ediyor. Buna rağmen Ürdün, Suriye krizine siyasi bir çözüm bulunması için yaptığı resmi çağrıyı devam ettirdi ve Suriyelilerin savaş yıllarında çektiği insani acıya son verilmesini istedi. Mevcut durum, iki ülke arasındaki ortak sınırda güvenlik endişesine sebep olurken, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı üzerinden tehditler devam ediyor.
Amman anlaşması uygulanması
Ürdün, Suriye kriziyle mücadele etmek ve Şam’ı Ürdün Dışişleri Bakanı Eymen es-Safadi’nin ortaya koyduğu ‘adıma adım’ yaklaşımını benimsemeye teşvik etmek için Arap Girişimi ilkesini hayata geçirerek, Amman Anlaşması’na daha fazla ivme kazandırmayı amaçlıyor. Suudi Arabistan, Mısır, Irak, Ürdün ve Suriye dışişleri bakanları, geçen nisan ve mayıs aylarında Riyad, Cidde ve Amman’da bir araya gelerek insani, güvenlik ve siyasi çözüme yönelik öncelikler ve aşamalı yol haritası ile ilerleme kaydetmeye odaklanmışlardı.
Son dönemde Ürdün, geri dönüş koşullarını ve ülkelerinde güvenli bir yaşam sürecekleri garantisini aldıktan sonra “Suriyeli mültecilerin gönüllü olarak geri dönmeleri” gerektiğine ilişkin açıklamalarının sıklığını artırdı. Ürdün, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR) kayıtlı yaklaşık 600 bin mülteciye ev sahipliği yapıyor ve ülkenin çeşitli bölgelerinde bu sayıdan iki kat daha fazla Suriyeli yaşıyor. Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgiye göre mültecilere ev sahipliği yapan ülkeler, yardımların azalmasından, yüksek eğitim ve sağlık faturası ile altyapı üzerindeki baskılardan şikâyet ediyor.
Stratejik iş birliğini genişletmek
Kraliyet Divanı bir basın açıklaması yayınlayarak, liderlerin ikili görüşmelerde bulunmasının ardından kapsamlı görüşmelerin yapıldığını bildirdi. Taraflar, iki kardeş ülke ve halkı birleştiren kardeşlik ve tarihi ilişkilerin derinliğinden ve bunları pekiştirme konusunda gösterilen özenden gurur duyduklarını vurguladılar.
Açıklamada, iki liderin, özellikle ekonomik alanlar ile yatırım ve kalkınma ortaklıkları olmak üzere, iki ülke arasındaki stratejik iş birliğini genişletme mekanizmalarını ele aldığı belirtildi.
Basın açıklamasına göre iki lider, iki ülkenin çıkarlarını sağlamak, Arap meselelerine hizmet etmek ve bölgenin güvenlik ve istikrarını geliştirmek için ortak endişe konularında koordinasyon ve istişareyi sürdürme gereğini yineledi.
Ürdün Kralı 2. Abdullah, BAE’nin BM Güvenlik Konseyi’nde geçici üye olarak Arap meselelerini savunmadaki rolüne övgüde bulundu. Şeyh Muhammed bin Zayed ise iki kardeş ülkenin halkları için sürdürülebilir kalkınma sağlamaya ve bölgedeki tüm halklar için barış, istikrar ve refah düzeyini güçlendirmeye yönelik ortak vizyonları paylaştığını vurguladı.
Resmî açıklamaya göre görüşmeler, bölgedeki ve dünyadaki genel meselelere odaklandı. En başta Filistin sorunu ele alınarak, iki devletli çözüme dayalı adil ve kapsamlı bir barış tesis etme çabaları görüşüldü. Aynı zamanda bölgesel ve uluslararası krizler için siyasi çözümlere ulaşma çabaları da müzakere edildi.
















