Yemen, 2022 yılındaki ateşkes sürecinden bu yana geçen en kritik ve gerilimli günlerini yaşıyor. Yaklaşık 12 yıldır süren iç savaşın tarafları olan Yemen hükümeti ve Husiler (Ensarullah) arasındaki “ne savaş ne barış” süreci, son on günde yaşanan karşılıklı sert hamlelerle yerini yeniden sıcak çatışmaya bıraktı. Ülke, yeni bir topyekün savaşın eşiğinde olabileceğine dair endişe verici sinyaller veriyor.
Krizin fitili: İran uçuşları ve havaalanı saldırısı
Gerilimin ana tetikleyicisi, Tahran’dan Sanaa ve Hudeyde havalimanlarına düzenlenen İran menşeli uçuşlar oldu. Yemen hükümeti, bu uçuşların askeri mühimmat ve İranlı uzmanlar taşıdığını iddia ederek müdahale kararı aldı. Hükümet güçleri, bir İran uçağının inişini engellemek amacıyla Sanaa Havalimanı pistini bombaladı.
Buna karşılık Husiler, Suudi Arabistan’ı bu saldırının arkasında olmakla suçlayarak, Suudi Arabistan’ın Abha kentindeki uluslararası havalimanına balistik füzeler ve İHA’larla misilleme saldırısı düzenledi. Husiler ayrıca, “Sanaa Havalimanı üzerindeki abluka kalkana kadar” Suudi Arabistan hava sahasındaki tüm uçuşları hedef alabileceklerini duyurarak durumu tırmandırdı.
BM ve Güvenlik Konseyi’nde görüş ayrılığı
Yemen’deki bu tırmanış, uluslararası arenayı da ikiye böldü. Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nde düzenlenen acil oturumda, taraflar arasında ciddi bir uzlaşmazlık gözlendi:
-
ABD’nin tutumu: Washington yönetimi, İran uçuşlarının “insani yardım” kılıfıyla silah ve uzman taşıdığını, bunun BM kararlarını ihlal ettiğini savundu.
-
Rusya’nın tutumu: Moskova tarafı ise uçuşların “insani yardım” amaçlı olduğunu vurgulayarak, Yemen’in egemenlik haklarına dikkat çekti ve ablukanın kaldırılması çağrısında bulundu.
-
Bölgesel tepkiler: Katar, Ürdün ve Pakistan gibi ülkeler Husilerin Suudi Arabistan’a yönelik saldırılarını kınayarak, krallığın egemenliğinin korunması gerektiğini vurguladı. İran ise Sanaa Havalimanı’na yapılan saldırının uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirterek tepkisini dile getirdi.
Olası senaryolar: Bölgesel çatışma mı, sınırlı gerilim mi?
Analistler, Yemen’in önünde iki temel yol olduğunu belirtiyor:
-
Geniş çaplı bölgesel çatışma: İran ve ABD arasındaki gerilimin Yemen’e yansımasıyla birlikte, sürecin bölgesel bir vekil savaşına dönüşme riski bulunuyor. Özellikle Babülmendep Boğazı’nın güvenliği ve Husilerin Tahran ile olan stratejik ortaklığı, bu senaryonun en korkutucu boyutu.
-
Kontrollü tırmanış: Uluslararası toplumun ve BM elçisi Hans Grundberg’in baskısıyla tarafların müzakere masasına dönmesi. Yemen’deki derin ekonomik kriz ve halkın yaşadığı insani sefalet, her iki taraf için de “yeni bir savaşı” sürdürülebilir kılmıyor.
Yemen’in geleceği, tarafların sahadaki sert söylemlerini diplomatik esneklikle değiştirip değiştirmeyeceğine ve küresel güçlerin “yeni bir cephe” açılmasını önlemek için ne kadar baskı kuracağına bağlı olacak. Şimdilik, Yemen semalarında uçan sadece uçaklar değil, yeni bir savaşın kara bulutları.



