Arap coğrafyasında kamu borçları yalnızca mali tabloları ilgilendiren teknik bir parametre olmaktan çıkarak sağlık, eğitim ve sosyal güvenlik alanlarını doğrudan daraltan yapısal bir krize dönüştü. Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) verileri, borç geri ödemelerinin ve faiz yükünün birçok ülkede sosyal harcamaların önüne geçtiğini, bu durumun hem bugünün vatandaşını hem de gelecek nesilleri doğrudan ipotek altına aldığını belgeliyor.
Ekonomik ve mali politika uzmanı Muhammed eş-Şeyker, Arap ülkelerinin gelir kaynakları, üretim kapasiteleri ve borçluluk seviyeleri açısından tek tip bir blok oluşturmadığını kaydediyor. Petrol ve doğal gaz zengini Körfez ülkeleri güçlü varlık fonları sayesinde düşük risk profili çizerken; enerji ithalatçısı, gelir kaynakları sınırlı ve yapısal bütçe açığı veren ekonomiler yüksek faiz dalgaları karşısında kırılgan bir tablo sergiliyor.
Zirvede Sudan var: Ülke ülke borç oranları
IMF veri tabanında yer alan kamu borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya (GSYH) oranları, bölgedeki derin uçurumu somutlaştırıyor:
| Borçluluk Kategorisi | Ülkeler ve Borç / GSYH Oranları |
|---|---|
| Kritik Yüksek Seviye | Sudan (%334,4), Bahreyn (%162,8), Lübnan (%139,4), Libya (%125,2) |
| Yüksek Baskı Altındakiler | Tunus (%86,1), Mısır (%84), Ürdün (%82,5) |
| Orta Düzey Borçlular | Irak (%71,1), Fas (%66,6), Filistin (%55,9), Cezayir (%51,8) |
| Düşük ve Yönetilebilir Seviye | Katar (%46,4), Moritanya (%38,3), Suudi Arabistan (%35,4), Komorlar (%34,7), BAE (%32,8), Umman (%31,1), Cibuti (%28,7), Kuveyt (%26,6) |
Veri yetersizliği sebebiyle Yemen, Suriye ve Somali resmi oranlara dahil edilemezken; uzmanlar borcun düşüklüğünün tek başına ekonomik sağlık göstergesi olmadığını, aslolanın toplanan kaynakların katma değerli üretime yöneltilmesi olduğunu belirtiyor.
“Borç kolesterol gibidir”: Tüketim mi, yatırım mı?
Uluslararası strateji danışmanı Emin Sami ve Muhammed eş-Şeyker, borcun ekonomik işlevini kolesterole benzetiyor. Altyapı, teknoloji, istihdam ve üretim alanlarına yönlendirilen borçlanma sürdürülebilir bir büyüme yaratırken; cari bütçe açıklarını, bürokratik tüketimi ve sübvansiyonları finanse etmek için kullanılan dış borçlar birer sömürü halkasına dönüşüyor.
Mısır ve Fas gibi ülkelerde borç portföyünün önemli bir kısmının iç piyasadan yerel para birimi cinsinden karşılanması, doğrudan kur baskısını kısmen sınırlasa da özel sektöre aktarılacak kredileri kısıtlıyor. Dış borç ağırlıklı ülkeler ise döviz kuru şokları, küresel faiz artışları ve uluslararası kreditörlerin dayattığı ağır kemer sıkma programları karşısında mali egemenlik kaybı yaşıyor.
Sağlık ve eğitime ayrılan bütçe faize eriyor
Küresel çapta kamu borcunun 2025’te 111 trilyon dolara dayandığını aktaran UNCTAD “A World of Debt” raporuna göre, gelişmekte olan ülkeler tek bir yılda 995 milyar dolar net kamu borç faizi ödedi. Dünya genelinde 3,7 milyar insanın yaşadığı 51 gelişmekte olan ülkede faiz ödemeleri, devletin sağlık veya eğitim için ayırdığı toplam bütçeyi geride bıraktı.
Arap dünyasındaki faturanın vatandaşın sofrasına yansıması ise şu başlıklarda gerçekleşiyor:
- Temel tüketim maddelerindeki vergi ve harçların artırılması,
- Ekmek, elektrik ve yakıt sübvansiyonlarının kaldırılmasıyla hayat pahalılığının tırmanması,
- Sosyal güvenlik kalkanının zayıflaması sonucu dar gelirli kitlelerin yoksulluk sınırının altına itilmesi.
Çözüm reçetesi: Kısa vadeli kemer sıkma değil, üretim odaklı dönüşüm
Enerji faturasının borç dinamikleri üzerindeki belirleyici rolüne işaret eden uzmanlar, Uluslararası Enerji Ajansı verilerine dayanarak devreye alınan yeni yenilenebilir enerji projelerinin yüzde 90’ının fosil yakıtlardan daha ucuz hale geldiğini hatırlatıyor. Petrol ithalatçısı ülkelerin enerji dönüşümüne yatırım yaparak döviz çıkışını durdurması gerektiği vurgulanıyor.
Uzmanlar, borç krizinden çıkışın yalnızca acı reçeteli tasarruf tedbirleriyle sağlanamayacağını; vergi adaletinin tesis edilmesi, kayıt dışı ekonominin küçültülmesi, yerli sanayinin güçlendirilmesi ve borcun sadece zenginlik üreten alanlara yönlendirilmesi gerektiğini savunuyor. Aksi halde ötelenen her borcun bedeli, yeni nesillerin refahından ve geleceğinden kesilmeye devam edecek.



















