Arap edebiyatında deniz dendiğinde akla gelen ilk ve en güçlü isim olan Suriyeli usta yazar Hanna Mine, ardında bıraktığı sarsıcı eserlerle anılmaya devam ediyor. Dünya edebiyatında Herman Melville’in “Moby Dick”i veya Ernest Hemingway’in “İhtiyar Balıkçı ve Deniz”i ile yer edinen deniz anlatısı, çağdaş Arap romanında Hanna Mine’nin kalemiyle tesadüfi bir dekor olmaktan çıkarak ezilenlerin, emekçilerin ve kaderine direnenlerin ana sahnesi haline geldi.
“Denizcilerin Şeyhi” unvanıyla anılan Mine; liman işçileri, balıkçılar ve yoksullukla yoğrulmuş insanların hayatını gerçekçi bir damarla edebiyat dünyasına kazandırarak Arap edebiyatında “deniz edebiyatı” ekolünün tartışmasız kurucusu kabul ediliyor.
Liman hamallığından Akdeniz sözcülüğüne uzanan hayat
1924 yılında Lazkiye’de son derece yoksul bir ailede dünyaya gelen Hanna Mine’nin denizle kurduğu varoluşsal bağ, doğrudan kendi biyografisine dayanıyor. Yoksulluk sebebiyle eğitimini yarıda bırakmak zorunda kalan yazar; berber çıraklığından liman hamallığına kadar en ağır işlerde çalıştı, ardından bizzat denizlere açılarak dalgalarla mücadele etti.
Hapishane, sürgün ve parti mücadeleleriyle geçen zorlu ömründe denizi bir varoluş metaforuna dönüştüren yazar, kendisini şu sözlerle tanımlamıştı: “Etin denizin balığı, kanım ise tuzlu suyudur. Deniz benim için sönmeyen bir susuzluk, kaderin beni tercüman kıldığı bir dünyadır.”
Dalgalara tutunan ezilen karakterler ve kadın imgesi
Mine’nin edebiyatında deniz; sınıfsal çatışmanın, onurun ve direnişin en berrak biçimde sahnelendiği bir mücadele alanıdır:
- Boyun eğmeyen kahramanlar: Karakterleri yoksulluğun yıprattığı ancak teslimiyeti reddeden inatçı işçiler ve denizcilerden oluşur.
- Kadın ve deniz paralelliği: Eserlerinde deniz, kadın imgesiyle sık sık kesişir; hem doğurganlık, şefkat ve yaşam sunar hem de ani öfkesi ve fırtınalarıyla kahramanları sınar.
- İçsel gerilim: İnsanın kendi kaderinin efendisi olma arzusu ile doğanın ve sistemin ona sınırlarını hatırlatması arasındaki trajik gerilim işlenir.
Yelken ve Fırtına’dan deniz üçlemesine uzanan başyapıtlar
Yazarın 1966 yılında yayımlanan ünlü eseri “Yelken ve Fırtına” (Eş-Şira’ ve’l-Asıfe), fırtınada teknesini kaybettikten sonra liman yakınında bir kahvehane işletmeye başlayan denizci Turusi’nin dramını merkezine alır. Denize birkaç metre mesafede karaya mahkûm yaşayan Turusi karakteri, halk nezdinde öylesine benimsendi ki Lazkiye’deki pek çok denizci onun bizzat kendileri olduğunu öne sürdü.
1972 tarihli “El-Yatır” romanında işlediği bir cinayet sonrası ormana kaçan balıkçı Zekeriya’nın yalnızlığı üzerinden denizi bir hafıza sığınağına dönüştüren Mine; 1980’li yıllarda kaleme aldığı “Bir Denizcinin Hikayesi”, “Gemi Direği” ve “Uzak Liman” üçlemesiyle denizci bir ailenin kuşaklar arası mücadelesini ölümsüzleştirdi. “Mavi Kandiller” ve “Cesur Bir Adamın Sonu” gibi diğer yapıtlarında dahi kıyı insanının ruhunu canlı tutan Mine, Akdeniz’in maviliğini Arap edebiyatının silinmez bir hafızası kılmayı başardı.






















